• Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kahramanmaraş
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kilis
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Şanlıurfa
  • Şırnak
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak
Dünya
TRT Haber 30.07.2026 11:24

İşgalci İsrail, Batı Şeria'da neyi hedefliyor?

Gazze'de soykırım tüm şiddetiyle sürerken, işgalci İsrail Batı Şeria'da da askeri operasyonlardan yerleşim politikalarına uzanan adımlarla sahadaki dengeleri kalıcı biçimde değiştirmeye çalışıyor. Uzmanlara göre bugün yaşananlar, 1967'den bu yana adım adım ilerleyen fiili ilhak sürecinin en görünür evresini oluşturuyor.

okuma süresi
Okuma süresi
İşgalci İsrail, Batı Şeria'da neyi hedefliyor?

Yıllardır Gazze’de on binlerce sivilin vahşi İsrail tarafından katledilmesi, şehirlerin harabeye döndürülmesi ve milyonlarca Filistinlinin yerinden edilmesi, dünyanın dikkatini büyük ölçüde bu dar kıyı şeridine çevirdi. Ancak soykırımcı İsrail’in Filistin topraklarına yönelik politikası hiçbir zaman yalnızca Gazze ile sınırlı olmadı.

Gazze’de soykırım tüm şiddetiyle sürerken, uluslararası kamuoyunun görece daha az odaklandığı Batı Şeria’da da sahadaki dengeleri kalıcı biçimde değiştirmeyi hedefleyen adımlar peş peşe atıldı. Bugün Batı Şeria’da yaşananlar, onlarca yıldır adım adım ilerleyen fiili ilhak sürecinin yeni ve daha görünür bir aşamaya geçtiğine işaret ediyor.

İsrail ordusunun özellikle Cenin, Tulkerim, Nur Şems, Nablus ve El Halil çevresindeki operasyonlarını genişletmesi, Filistinlilere ait evlerin yıkılması, yeni kontrol noktalarının kurulması, tarım arazilerine el konulması ve yasa dışı Yahudi yerleşimlerinin hızla büyümesi, Batı Şeria’nın fiziki ve demografik yapısını her geçen gün daha fazla değiştiriyor.

İşgalci Yahudi yerleşimciler, işgal altındaki Batı Şeria’nın her noktasında Filistinlilere saldılar düzenliyor. Fotoğraf: AA[İşgalci Yahudi yerleşimciler, işgal altındaki Batı Şeria’nın her noktasında Filistinlilere saldılar düzenliyor. Fotoğraf: AA]

Son günlerde yaşananlar ise bu politikanın yalnızca sahadaki askeri baskıyla sınırlı olmadığını gösterdi. Nablus yakınlarındaki Tel beldesinde İsrail güçleri ve silahlı yerleşimcilerin açtığı ateş sonucu dört Filistinli hayatını kaybetti. Olayların ardından katil Başbakan Binyamin Netanyahu ile Savunma Bakanı Yisrael Katz, bölgedeki İsrail birliklerinin takviye edilmesi, yasadışı Yahudi yerleşimlerinin tanınmasının hızlandırılması ve yenilerinin kurulması talimatını verdi. Filistinlilere ait bir evin yıkılması, çalışma izinlerinin iptal edilmesi ve Filistinliler ile yerleşimcilerin kullandığı yolların ve kontrol noktalarının birbirinden ayrılması da alınan kararlar arasında yer aldı. Böylece yerleşimcilerin başlattığı şiddet, daha fazla askeri varlık ve daha derin bir işgal düzeninin gerekçesine dönüştürüldü.

Aynı dönemde yaklaşık 6 bin dönümlük yeni işgal planı onaylandı, bazı Filistin yerleşimlerinin elektriği kesildi, ev yıkımları sürdü ve tarım arazilerine yönelik kundaklama olayları arttı. Ancak son kararların asıl önemi, yalnızca yeni toprakların gasbedilmesinden kaynaklanmıyor. İsrail yönetimi, Filistinlilerin mülkiyetini belgeleyemediği arazileri “devlet arazisi” olarak kaydetmeye hazırlanırken, 1967’den bu yana ilk kez kendi tapu kayıt sistemini Batı Şeria’ya taşıyor. İlk aşamada 2030’a kadar C Bölgesi’nin yüzde 15’inin bu sisteme dahil edilmesi planlanıyor. Bu adım, fiili işgalin İsrail hukukuna göre “resmileştirilmesi” anlamına geliyor.

1967’den bugüne: Batı Şeria’da adım adım kurulan işgal düzeni

Batı Şeria’da bugün yaşananları anlamak için yaklaşık altmış yıl öncesine gitmek gerekiyor. İsrail, 1967’deki Altı Gün Savaşı’nın ardından Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi’ni işgal etti. Birleşmiş Milletlerin işgal edilen topraklardan çekilme çağrılarına rağmen, İsrail yıllar içinde bölgedeki askeri varlığını hukuki, idari ve demografik politikalarla kalıcı hale getirdi.

1993 ve 1995 yıllarında imzalanan Oslo Anlaşmaları ile Batı Şeria; A, B ve C bölgelerine ayrıldı. Geçici olması planlanan bu model zamanla kalıcı hale gelirken, bölgenin yaklaşık yüzde 60’ını oluşturan C Bölgesi tamamen İsrail’in kontrolünde kaldı. Bugün yasa dışı Yahudi yerleşimlerinin büyük bölümü de su kaynakları, verimli tarım arazileri, Ürdün Vadisi ve stratejik ulaşım hatlarını kapsayan bu bölgede bulunuyor.

İsrail, geçen yıllar içinde yeni yerleşim birimleri inşa etmekle yetinmedi. Kontrol noktaları, ayrım duvarı, yalnızca yerleşimcilerin kullandığı yollar ve sıkı izin sistemiyle Filistin kentleri arasındaki coğrafi bütünlüğü parçaladı. Bu yapı, Filistinlileri birbirinden kopuk kent ve köylere sıkıştırırken, gelecekte kurulabilecek bağımsız bir Filistin devletinin toprak bütünlüğünü de giderek zayıflattı.

Batı Şeria 1967'den beri fiili olarak İsrail işgali altında. Fotoğraf: AA[Batı Şeria 1967'den beri fiili olarak İsrail işgali altında. Fotoğraf: AA]

Ancak son dönemde işgal politikasında yeni bir eşik aşıldı. İsrail artık kendi yönetimindeki C Bölgesi’nde değil, Oslo Anlaşmaları’na göre Filistin yönetimine bırakılan A ve B bölgelerinde de doğrudan idari yetki kurmaya yöneliyor. İsrail güvenlik kabinesinin aldığı kararlarla, İsrail’e bağlı “Sivil İdare” birimlerine A ve B bölgelerinde yapı yıkma, araziye müdahale etme ve “arkeolojik alan”, “çevresel risk” ya da “su kaynağı” gerekçesiyle Filistin mülklerine el koyma imkânı tanındı. Bu durum, yalnızca yerleşimlerin büyümesi değil; Oslo’yla oluşturulan sınırlı Filistin yönetiminin de adım adım etkisizleştirilmesi anlamına geliyor.

El Halil’de ruhsat ve inşaat yetkilerinin Filistin belediyesinden alınarak İsrail ordusuna bağlı yönetime devredilmesi ve yerleşimciler için paralel bir belediye kurulması planı bu dönüşümün en somut örneklerinden biri. İsrail böylece Filistin kentlerinin yalnızca çevresini değil, idari merkezlerini de doğrudan yönetmeye hazırlanıyor.

Seçimlere giderken Batı Şeria neden yeniden alevlendiriliyor?

Batı Şeria’daki şiddetin son haftalarda artmasını yalnızca güvenlik gelişmeleriyle açıklamak yeterli değil. İsrail, 27 Ekim 2026’da seçime hazırlanıyor. Netanyahu liderliğindeki blok anketlerde Meclis çoğunluğunun gerisinde görünürken, Netanyahu başbakanlık yarışında eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’un gerisine düşmüş durumda. Temmuz ortasında yayımlanan bir ankette Eisenkot’u başbakanlığa uygun görenlerin oranı yüzde 43, Netanyahu’yu destekleyenlerin oranı ise yüzde 34 olarak ölçüldü. Aynı ankette Netanyahu yanlısı partiler 120 sandalyeli Mecliste 51 sandalyede kalıyordu.

Bu tablo, Netanyahu’nun siyasi geleceği açısından aşırı sağcı seçmeni ve koalisyon ortaklarını daha da önemli hale getiriyor. Smotrich’in Dini Siyonizm Partisi ile Ben-Gvir’in Yahudi Gücü Partisi, yerleşimlerin büyütülmesini, Batı Şeria’nın ilhakını ve Filistin yönetiminin ortadan kaldırılmasını siyasi programlarının merkezinde tutuyor. Netanyahu’nun iktidarda kalabilmesi ise büyük ölçüde bu partilerin desteğini korumasına bağlı.

Netanyahu'nun ortaklarından aşırı sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich. Fotoğraf: AA[Netanyahu'nun ortaklarından aşırı sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich. Fotoğraf: AA]

Bu nedenle Batı Şeria’da yaşanan tırmanış, aynı zamanda seçim kampanyasının da bir parçası olarak değerlendiriliyor. Yerleşimlerin tanınması, yeni askeri birliklerin bölgeye gönderilmesi, Filistinlilere yönelik cezalandırıcı uygulamaların artırılması ve “egemenlik” söyleminin güçlendirilmesi; Netanyahu’nun hem “güçlü lider” görüntüsü vermesine hem de sağ ve aşırı sağ seçmenin desteğini yeniden toplamasına hizmet ediyor.

Bazı değerlendirmelerde, İsrail ordusunun Netanyahu ve Savunma Bakanı’nın talimatıyla Batı Şeria’yı güvenlik güçleri ve yerleşimcilerle doldurmaya yöneldiğine dikkat çekiliyor. Gazze, İran ve Lübnan cephelerinin ardından Batı Şeria’daki gerilimin yükseltilmesi, Netanyahu’nun seçim öncesinde güvenlik gündemini canlı tutma ve siyasi tartışmaları yeniden savaş eksenine çekme çabası olarak okunuyor.

Nitekim Tel beldesinde yaşananlardan sonra alınan kararlar da bu ilişkinin nasıl kurulduğunu gösteriyor. Yerleşimciler ile Filistinliler arasında yaşanan olayın ardından hükümet yalnızca askeri tedbir almadı; yeni yerleşimlerin kurulmasını ve kaçak yerleşimlerin tanınmasını da hızlandırdı. Başka bir ifadeyle, sahadaki her yeni şiddet dalgası, işgali ve yerleşimleri genişleten siyasi kararların gerekçesi haline getirildi.

İsrail, işgalci çoban karakollarını da Filistinlileri zorunlu göçe zorlayan sessiz ama kalıcı bir işgal stratejisine dönüştürmüş durumda. Fotoğraf: AA[İsrail, işgalci çoban karakollarını da Filistinlileri zorunlu göçe zorlayan sessiz ama kalıcı bir işgal stratejisine dönüştürmüş durumda. Fotoğraf: AA]

Yerleşimci şiddeti de artık devletten bağımsız birkaç radikal grubun eylemi olarak değerlendirilmiyor. Silahlandırılan, askerler tarafından korunan ve saldırılarının ardından çoğu zaman herhangi bir yaptırımla karşılaşmayan işgalci Yahudi yerleşimciler, Filistinlileri topraklarından uzaklaştıran daha geniş bir mekanizmanın parçası olarak hareket ediyor. Ben-Gvir’in silah ruhsatlarını yaygınlaştırması ve Smotrich’in Batı Şeria’daki sivil idarenin önemli bölümlerini kontrol etmesi, yerleşimci hareketi ile devlet politikası arasındaki sınırı giderek ortadan kaldırıyor. Netanyahu’nun 2022 sonunda aşırı sağcı partilerle kurduğu hükümetten sonra yerleşimci saldırılarındaki artış da bu siyasi dönüşümle birlikte değerlendiriliyor.

İsrail Batı Şeria’da neyi hedefliyor?

Batı Şeria’daki gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, İsrail’in hedefinin belirli silahlı grupları etkisiz hale getirmek olmadığı görülüyor. Askeri operasyonlar, yerleşimci şiddeti, arazi kayıtları, paralel belediyeler ve Filistin yönetiminin yetkilerini ortadan kaldıran kararlar tek bir sürecin farklı parçaları olarak ilerliyor.

Bu stratejinin ilk ayağını Filistinlilerin yaşadığı alanların birbirinden koparılması oluşturuyor. Yasa dışı yerleşimler ve yalnızca İsraillilerin kullandığı yollar genişledikçe, Batı Şeria kuzeyden güneye kesintisiz bir Filistin toprağı olmaktan çıkıyor. Filistin kentleri, İsrail’in askeri ve idari kontrolü altındaki birbirinden kopuk adacıklara dönüşüyor.

İsrail, 2023 yılında rekor sayıda işgalci yerleşim biriminin kurulmasına onay verdi. Fotoğraf: AA[İsrail, 2023 yılında rekor sayıda işgalci yerleşim biriminin kurulmasına onay verdi. Fotoğraf: AA]

İkinci ayakta ise Filistinlilerin toprağa ilişkin haklarının ortadan kaldırılması bulunuyor. Yeni arazi kayıt sistemiyle mülkiyetini İsrail’in kabul ettiği belgelerle kanıtlayamayan Filistinlilerin toprakları “devlet arazisi” ilan edilebilecek. Böylece askeri yöntemlerle başlayan işgal, tapu ve belediye kararları üzerinden hukuki ve idari bir görünüme kavuşturulacak.

Üçüncü hedef, Filistin yönetiminin işlevsizleştirilmesi. İsrail’in A ve B bölgelerine müdahale etmeye başlaması, Oslo Anlaşmaları’yla Filistin yönetimine bırakılan sınırlı yetkilerin de ortadan kaldırılması anlamına geliyor. Bu süreç devam ederse Filistin yönetimi, kendi kentlerinde dahi ruhsat veremeyen, yapılarını koruyamayan ve vatandaşlarının toprakları üzerinde söz sahibi olamayan sembolik bir yapıya dönüşebilir.

Smotrich’in “İsrail’in tüm topraklardaki varlığını derinleştirdiklerini ve Filistin Devleti fikrini ortadan kaldırmayı hedeflediklerini” söylemesi, bu politikanın nihai amacını açıkça ortaya koyuyor. Aynı şekilde “Oslo Anlaşmaları’nı çöpe atmanın zamanı geldi” ve “Yahudiye ve Samiriye üzerinde egemenlik uygulanmalı” açıklamaları, sahadaki uygulamaların rastlantısal değil, tanımlanmış bir siyasi programın parçası olduğunu gösteriyor.

Dolayısıyla bugün Batı Şeria’da yürütülen süreç, klasik anlamda tek seferlik bir ilhak ilanından farklı ilerliyor. İsrail sınırları resmen değiştirmeden; toprağın mülkiyetini, belediye yetkilerini, ulaşım ağını, güvenlik düzenini ve nüfus dağılımını değiştiriyor. Böylece uluslararası tepki doğurabilecek resmî bir ilhak kararı yerine, geri çevrilmesi çok daha zor olan fiili bir egemenlik düzeni kuruluyor.

Sıradaki Haber
Katil İsrail'in Gazze'ye düzenlediği son saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 4'e yükseldi
Yükleniyor lütfen bekleyiniz