Açık 13.8ºC Ankara
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kahramanmaraş
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kilis
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Şanlıurfa
  • Şırnak
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak
Türkiye
AA 08.05.2026 22:31

İstanbul'da 4. Uluslararası Aile Sempozyumu düzenlendi

İstanbul Aile Vakfı ve Milli Savunma Üniversitesi iş birliğiyle bu yıl "Vatan Müdafaasında Aile ve Nüfus" temasıyla düzenlenen 4. Uluslararası Aile Sempozyumu tamamlandı. Sempozyumun sonuç bildirisinde "Demografik dönüşüm sadece bir istatistik meselesi değil, doğrudan bir vatan müdafaası meselesidir" denildi.

İstanbul'da 4. Uluslararası Aile Sempozyumu düzenlendi
[Fotograf: AA]

Milli Savunma Üniversitesi'nin (MSÜ) Yenilevent Yerleşkesi'nde düzenlenen 4. Uluslararası Aile Sempozyumu'nun açılış oturumunda konuşan İstanbul Valisi Davut Gül, Aile Vakfının aile ve nüfus konusunu milli güvenlik meselesi olarak kabul ettiğini, vakfın bu konuyu MSÜ ile birlikte ele almasının önemli olduğunu söyledi.

Vali Gül, İstanbul'da bu yıl geçen seneye göre 11 bin daha az öğrencinin kaydedildiğini belirterek, "Bu ne demek? 6 yaşındaki çocuklarımız bir önceki seneye göre 10 binden daha fazla azaldı. Muhtemelen bu sene de aynı şekilde devam edecek." dedi. 

İstanbul'da çalışan annelerin hayatını kolaylaştırmak ve ekonomik anlamda destek olmak için bazı politikalar yürüttüklerini vurgulayan Vali Gül, "Bu yıl Valilik olarak yerel imkanlarımızla 300 tane kreş ve anaokulu yapacağız. Bunların 100'ü Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, 100'ü İl Milli Eğitim Müdürlüğü, 100'ü ise müftülüğümüz tarafından işletilecek. Annelere, yürüme mesafesinde, çok sembolik fiyatlarla çocuğunu güvenerek bırakabileceği bir alternatif sunuyoruz. Sitelerde 100-200-500 konutun bir arada yaşadığı ortam var. Sitelerin içerisinde kullanılmayan, atıl alanları 'Anaokulum Bahçemde' projesiyle kreş ve ana sınıfı haline getiriyoruz." bilgisini verdi.

İstanbul'da 4. Uluslararası Aile Sempozyumu düzenlendi

"Türkiye'nin genç nüfusu 45 yıldır sürekli düşüyor"

Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu da İstanbul Fuar Merkezi'nde düzenlenen SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı'na katıldığını anımsatarak, "Orada basına şunu söyledim: 'Bunların hepsi gurur verici ancak nüfusunuz olmadığında bunlar bir hiç.'" ifadesini kullandı.

Afyoncu, Türkiye'nin son yıllarda Avrupa'dan Asya ve Afrika'ya artan jeopolitik etkisi ve gelişen savunma sanayisine rağmen gelecekteki konumu için büyük stratejik engel olan "hızlı ve derin demografik çöküş"le karşı karşıya olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye'nin nüfusuyla ilgili tarihi sürece değinen Afyoncu, Avrupa'daki birçok devletten daha fazla nüfusa sahip olan Osmanlı İmparatorluğu'nun 10 milyon kilometrekarelik bir coğrafyaya hükmettiğini ancak 17. yüzyıldan itibaren nüfus dengesinin Osmanlı'nın aleyhine döndüğünü söyledi.

İstanbul'da 4. Uluslararası Aile Sempozyumu düzenlendi

Afyoncu, Osmanlı İmparatorluğu'nun nüfusunun 17-18. yüzyıllarda fazla artmadığını, Avrupa'nın nüfusunun 100 milyondan 190 milyona ulaşarak yaklaşık 2 katına çıktığını belirtti.

Osmanlı İmparatorluğu'nun son 2 asrında nüfusun hemen hemen aynı kaldığını, Rusya'nın nüfusunun 10 kat arttığını, Rus ordusunun Türk ordusunun 5 misline yakın büyüklüğe sahip olduğunu belirten Afyoncu, artmayan nüfusun milyonlarca kilometrekarelik bir imparatorluğu kaybettirdiğini anlattı.

Cumhuriyet döneminde farklı nüfus politikaları uygulandığının altını çizen Afyoncu, Cumhuriyet'in ilanından itibaren izlenen politikalarla nüfusun her yıl arttığını dile getirdi.

Afyoncu, 1950'lerin sonlarından itibaren Türkiye'de nüfusun ekonomik kalkınmayı engellediği yönünde zemin oluşturulmaya başlandığını anlatarak, "Vakıflar, dernekler, bazı politikacılar, bazı iş adamları ve basın, nüfus artışının milli geliri düşürdüğünü, nüfus artış hızının büyük sorunlara yol açtığını söyleyerek nüfus artışını öcü gibi gösterdiler. İki çocuklu aile ideal aile olarak gösterildi." diye konuştu.

TÜİK'in 21 Mayıs 2026'da nüfus verilerini açıklayacağını bildiren Afyoncu, "2025'te doğurganlık hızımızın 1.40'lara kadar düştüğü tahmin ediliyor." dedi.

Afyoncu, nüfusun kendini yenileyememesinin ciddi risk olduğunu, gerçek bir beka sorunu olduğunu, Türkler için savaştan bir daha önemli bir tehdit olduğunu vurguladı.

Bir ülkenin dinamik olabilmesi için 15 yaş altı nüfusun toplam nüfusun en az yüzde 30'una denk gelmesi gerektiğine dikkati çeken Afyoncu, "Yaşlı nüfusun da toplam nüfusun yüzde 15’ini aşmaması gerekir. Şu anda 0-14 yaş nüfusumuz yüzde 20'ye düşerken, yaşlı nüfusumuz ise toplam nüfusun yüzde 11'ine yükselmiştir. 2035'te 0-14 yaşlı nüfusumuz yüzde 15'e düşerken, yaşlı nüfusumuz da yüzde 15'e yükselecektir. Genç nüfusuyla övünen ülkemiz, Avrupa'nın yaşlı ülkeleri arasına doğru hızla gidiyor. Türkiye'nin genç nüfusu 45 yıldır sürekli düşüyor." açıklamalarında bulundu.

"Acil tedbirler alınmazsa 2100'de nüfus 25 milyona kadar düşecek"

Afyoncu, 2050 yılına gelindiğinde genç nüfus oranının yüzde 10'un altına düşeceğini ve bunun felaket ötesi bir durum olduğunu kaydetti.

Nüfus ve aile konusunda tehlikenin kapıyı çaldığını ve kırdığını söyleyen Afyoncu, "Hala tehlikenin farkında değiliz. Çok acil tedbirler alıp uygulamaya sokmazsak 2100'de Türkiye'nin nüfusu 25 milyona kadar düşerken, yaşlı nüfusun toplam nüfusun yarısına yükselme ihtimali fazladır." dedi.

Afyoncu, insanların kasabalarda yaşamalarının teşvik edilmesini, evlenme kredilerinin miktarının ve kreş imkanlarının artırılmasını, bulundukları yerde varlığını sürdüremeyecek Türklerin ülkeye göçünün planlanmasını tavsiye ederek, "Annelere devlet tarafından en az 3 çocuğu olduğunda maaş bağlanmalıdır. 3 çocuğu olan anneye devlet memuru gibi maaş verilmesi kanaatindeyim, emekli olduğunda da emekli maaşı verilmelidir. Kazakistan bunu uyguladı ve çok başarılı oldu." ifadelerini kullandı.

"Aile, mukaddes ocaktır"

İstanbul Aile Vakfı Başkanı Üner Karabıyık ise vatan müdafaasının yalnızca hudut savunmasından, askeri kapasite ve teknolojilerden ibaret olmadığını, aile ocağında başladığını söyledi.

Ailenin milletin hafızası, devlet şuurunda ise ilk mektebin aile şuuru olduğuna dikkati çeken Karabıyık, "Aile, merhametin, adaletin, vefanın, sadakatin, fedakarlığın ve ahlakın nesilden nesle aktarıldığı mukaddes ocaktır." diye konuştu.

İstanbul'da 4. Uluslararası Aile Sempozyumu düzenlendi

Karabıyık, "1950'lerden itibaren ülkemiz dahil pek çok ülkede nüfus büyükşehirlerde toplandı. Modern şehir hayatı, popüler kültür akımları üzerinden toplumları bireyselleştirdi, kimliksizleştirdi. Aile bağları zayıflayan, köklerinden beslenemeyen bu toplumlar kültürel olarak kuruyor ve çürüyor bugün." ifadelerini kullandı.

Bugün işgal dalgasının ekranlar üzerinden geldiğini, zihinleri ve kalpleri ele geçirdiğini belirten Karabıyık, sözlerine şöyle devam etti:

"Dün vatanı bölmek isteyenler haritalar üzerinde çalışırdı. Bugün aileyi bölmek, nesli zayıflatmak, çocukları kimlik karmaşasına sürüklemek ve gençleri köklerinden koparmak için medya ve sosyal medya cephesinde savaş ilan ediyorlar. Bugün her evin içinde, bir köşesinde televizyon, bir köşesinde telefon ve tablet, bir köşesinde ise bilgisayar ekranlarından oluşan bermuda şeytan üçgeni ve bunun oluşturduğu dijital anafor var. Bu anafor, çocuklarımızın dikkatini, sabrını, mahremiyet duygusunu, aileyle bağını ve kültürel kökleriyle irtibatını zayıflatıyor, aile bağlarını kopararak her birimizi içine çekip savuruyor."

"'Ekranların emzirdiği çocuklar' ifadesi bir mecaz değil, çağımızın acı bir gerçeğidir"

Karabıyık, çocukları artık yalnızca anne babaların yetiştirmediğini, onlara doğruyu yanlışı çoğu zaman algoritmaların söylediğini kaydetti.

Çocukların aileden alamadığı duygusal güveni ve boşluğu ekranın doldurmadığını, ekranın o boşluğu sahte yakınlıklarla büyüttüğünü ve çocuğu derin bir güvensizlik iklimine sürüklediğini anlatan Karabıyık, "Rol modeli anne babadan, dededen, nineden değil, dijital dünyanın ürettiği sahte kahramanlardan, oyun karakterlerinden ve popüler kültür figürlerinden seçiyorlar. Bunun ağır ve acı sonuçlarını Siverek ve Kahramanmaraş’ta ağır bedel ödeyerek gördük. Bu yüzden 'ekranların emzirdiği çocuklar' ifadesi bir mecaz değil, çağımızın acı bir gerçeğidir. Aile geri çekildiğinde ekran çocuğu ele geçirir, anne baba sustuğunda algoritma konuşur, aile bağları zayıfladığında dijital mecra terbiye makamına oturur." değerlendirmesinde bulundu.

Karabıyık, toplumun büyük çoğunluğunun aileyi çözüm merkezi olarak gördüğünü belirterek, "Bugün bazı yayınlarda aile, kavga, ihanet, kriz ve çözülme üzerinden temsil ediliyor. Evlilik yük gibi sadakat zayıflık gibi mahremiyet gerilik gibi sınırsızlık özgürlük gibi sunuluyor." sözlerini sarf etti.

Tüm anne babalara çağrıda bulunan Karabıyık, "Evlat nöbeti, çocuğun hangi içerikle beslendiğini bilmek, aile sofrasını yeniden kurmak, çocuğun gözünün içine bakmak, kalbine dokunmak, sorularına cevap vermek demektir. Ekranın karşısına aileyi, algoritmanın karşısına irfanı, dijital anaforun karşısına aile bağlarını koymak demektir." dedi.

Karabıyık, bu mücadelenin yalnızca ailelerin omuzlarına bırakılmaması gerektiğini, devlet, siyaset, medya, okul, üniversite, yerel yönetimler, sivil toplum ve iş dünyasının aynı sorumluluk bilinciyle hareket etmek zorunda olduğunu ifade etti.

Sosyal medya şirketlerine dava açtıklarını, oyun şirketlerine de dava açacaklarını söyleyen Karabıyık, "Ekranlar üzerinden evlerimizin içerisine yayılan zehri engellemek zorundayız. Reklamından dizisine, haber dilinden gündüz kuşaklarına kadar uzanan, hatta reyting bahanesine sığınılarak yürütülen toplum mühendisliğine tahammülümüz kalmadı artık." şeklinde konuştu.

Bunun için Türkiye’nin önde gelen sivil toplum kuruluşları ve platformlarıyla birlikte Temiz Ekran Hareketi'ni başlatacaklarını bildiren Karabıyık, tüm yayıncı kuruluşları milletin çağrısına kulak vermeye, ekranlarda temiz bir dönemi hep beraber başlatmaya davet ettiklerini dile getirdi.

Konuşmaların ardından Aile Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Sami Yılmaz, Prof. Dr. Erhan Afyoncu'ya yetim hamilik sertifikası takdim etti.

Açılış oturumuna, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Küçük, Aile ve Sosyal Hizmetler İstanbul İl Müdürü Ömer Turan, Türk Alman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemal Yıldız, Aile Vakfı Yönetim Kurulu üyeleri, MSÜ akademisyenleri ile davetliler katıldı.

Sempozyum kapsamında oturumlar gerçekleştirildi

Sempozyumda, açılış konuşmalarının ardından 5 salonda eş zamanlı oturumlara geçildi.

Prof. Dr. Adem Palabıyık'ın başkanlık yaptığı "Nüfus, Aile ve Sosyal Politika" başlıklı oturumda, Dr. Özgür Başyiğit'in sunumunda, nüfusun yenilenmemesi nedeniyle istihdam piyasalarında ve sosyal güvenlik sisteminde ortaya çıkan sorunlar ile çözümlerine değinildi.

İstanbul'da 4. Uluslararası Aile Sempozyumu düzenlendi

Aile, nüfus ve milli güvenlik meselelerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Başyiğit, "Bu hızla gidersek 2040 yılında Sosyal Güvenlik Sistemi’ni sosyal yardım sistemine dönüştürmemiz gerekecek. Doğum teşviklerinin artırılması gerekiyor. Her geçen gün daha da geç kalıyoruz." dedi.

İstanbul'da 4. Uluslararası Aile Sempozyumu düzenlendi

Konuşmacılardan Prof. Dr. Harun Ceylan ailenin temel önemine değinerek, "8 yıldır dünyanın en hızlı yaşlanan ülkesinde yaşıyoruz. Fransa ve Almanya gibi ülkelerde bir kadının dünyaya getirdiği çocuk sayısı daha fazla." diye konuştu.

Prof. Dr. Ceylan, şu anda 3 çocuk üzerinde doğurganlık olan tek şehrin Şanlıurfa olduğunu, Türkiye'nin genç nüfuslu bir ülke olma özelliğini çoktan kaybettiğini, 3 çocuk sahiplerine verilen teşviklerin 1 veya 2 çocuk sahiplerine de verilmesi, doğum ve babalık izni süresinin daha fazla artırılması gerektiğini söyledi.

İstanbul'da 4. Uluslararası Aile Sempozyumu düzenlendi

Prof. Dr. Cemalettin Şahin, Türkiye’de 1950'li yılların sonlarına doğru özellikle basın yoluyla kamuoyunda tartışılmaya başlanan ve 1965 yılında uygulanmaya başlanan nüfus planlamasının dış kaynaklı bir proje olduğunu ifade etti.

Başlangıçta bu projenin ana destekleyicisinin Rockefeller’in kurucusu olduğu Population Council (Nüfus Konseyi) olduğunu aktaran Şahin, "Konsey, plan, proje, eğitim, uygulama programı, personel eğitimi ve teknik destek başta olmak üzere birçok bakımdan Türkiye'de nüfus planlamasının başlatılması ve devamında uygulanmasına destek vermiştir." diye konuştu.

İstanbul'da 4. Uluslararası Aile Sempozyumu düzenlendi

Doç. Dr. Halil Kurt ise dünya nüfusunun doğumlar, ölümler ve göçlerle sürekli değiştiğini anlatarak, Türkiye'deki doğurganlık hızına dair verileri paylaştı.

İstanbul'da gelir düzeyi düşük mahallelerdeki çocuk sayısının, gelir düzeyi daha yüksek semtlerde yaşayanlardan daha fazla olduğunu belirten Kurt, "Bu, 'Para mı var evlenelim, çocuk yapalım' söylemine ters düşmektedir." değerlendirmesinde bulundu.

İstanbul'da 4. Uluslararası Aile Sempozyumu düzenlendi

Kurt, 1975 yılının Türkiye'nin yüksek doğurganlık dönemden düşüşe geçtiği dönem olduğunu, şu anda dünyada doğurganlığın en az olduğu ülkelerin Çin, Güney Kore, Tayvan, Singapur ve Ukrayna olarak sıralandığını kaydetti.

"Nüfusun yenileme düzeyi 2,1'dir"

"Askeri Sosyoloji ve Aile" oturumunda "Nüfus, Aile ve Vatan Müdafaası: Türkiye’de Demografik Geçişin Askeri İnsan Gücüne Etkileri" başlıklı sunum yapan Doç. Dr. Adem Başpınar, nüfusun, ailenin ve vatan müdafaasının farklı tartışmalarla ele alınarak ortak noktaları olduğundan bahsetti.

Başpınar, düşen doğurganlığın her faktörü başka açıdan etkilediğini, toplumsal dönüşümlerin de bu noktada nicelik açısından demografik şoklara sebep olduğunu vurguladı.

İstanbul'da 4. Uluslararası Aile Sempozyumu düzenlendi

Sosyal medyada, akademide ve devletin kurumsal yapılarında toplumun farklı kesimlerinde demografik şok meselesinin etkileri olduğunun altını çizen Başpınar, "Nüfusun yenileme düzeyi 2,1'dir. Doğurganlık hızı da kendini yeniler ve nüfus bir şekilde ebeveynler yerine çocukları korur duruma gelir." ifadelerini kullandı.

MSÜ'de öğretim görevlisi Cemil Sağlam "Askeri Sosyoloji ve Aile" başlıklı oturumda yaptığı "Vatan Müdafaasında İnsan Kaynağını Korumak: Uzman Erbaşlarda Mesleki Devamlılık ve Aile Sürdürülebilirliği" başlıklı konuşmasında iş-aile çatışmasında zaman temelli, gerilim temelli çatışma ve davranış temelli çatışmaların ortaya çıktığına işaret etti.

Aynı üniversiteden Esra Ecem Şahin "Türk Ordusunda Kadın Asker Eşlerinin Sorunu" başlıklı konuşmasında, Türk ordusunda askerlik mesleğinin yüksek hareketlilik gerektirdiğini belirterek, kadın çalışanların istihdam süreçlerindeki yapısal engelleri anlattı.

İstanbul'da 4. Uluslararası Aile Sempozyumu düzenlendi

Sempozyumdaki diğer oturumlarda, Türkiye'nin demografik dönüşümü, aile yapısındaki değişim, dijitalleşmenin aile üzerindeki etkileri, çocukların çevrim içi dünyada korunması, hukuk ve sosyal politika çerçevesinde ailenin güçlendirilmesi gibi konular ele alındı.

Uluslararası oturumda ise çocukların dijital ortamda korunması, ebeveyn hakları, çevrim içi mahremiyet, pornografinin çocuk, aile ve kültür üzerindeki zararları ile aile, çocukluk ve cinsiyet alanındaki hukuki düzenlemelerin eğitim süreçlerine etkileri tartışıldı.

Sonuç bildirisi

Sempozyumun kapanış oturumunda İstanbul Aile Vakfı Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Turgay Şirin tarafından sonuç bildirisi okundu.

Toplam 14 oturumda 6 ülkeden 49 bildiri sunulduğu, çalışmalarına, faaliyetlerine, stratejik planlamalarına yön verdiği, ilgili bakanlıkların ve devlet kurumlarının politikalarına katkı sağlayacak raporlara dönüştüğü aktarılan bildiride, Türkiye'de toplam doğurganlık hızının 1,48 düzeyine gerilemesi ve nüfusun yenilenme eşiği olan 2,1'in oldukça altında kalmasının Türkiye'yi demografik çöküş eşiğine getirdiği, bu tablo neticesinde aile ve nüfusün "milli güvenlik" meselesi haline geldiği kaydedildi.

Bu olumsuz tabloyu düzeltmek adına nüfusu nicel ve nitel olarak güçlendirme hususunda siyasetin, bürokrasinin, akademinin, iş dünyasının, medyanın, kültür-sanat camiasının, sivil toplumun ve ailelerin güçlü iş birliğinin artık zaruri hale geldiğine dikkati çekilen bildiride, "Demografik dönüşüm sadece bir istatistik meselesi değil, doğrudan bir vatan müdafaası meselesidir. Doğurganlık hızının ikame düzeyinin altına düşmesi, Türkiye’nin gelecekteki askeri insan gücünü ve ekonomik sürdürülebilirliğini tehdit eden en büyük stratejik risklerden biridir. Nüfusu korumak, sınırları korumak kadar hayatidir. Sorunlu ve aşırı dijital içerik tüketimi, çocuklarda bilişsel yıkıma ve nesiller arası anlam kaybına yol açarak ebeveyn-çocuk ilişkisinde derin bir iletişimsel kopukluğa sebebiyet vermektedir." değerlendirmesi yapıldı.

İstanbul'da 4. Uluslararası Aile Sempozyumu düzenlendi

Bildiride, ailenin milli bekaya yönelik sosyokültürel tehditlere karşı vatan müdafaasının başladığı ilk ve en stratejik savunma hattı olduğunun altı çizilerek, "Nüfus sürdürülebilirliğini desteklemek amacıyla aile dostu istihdam politikaları, ekonomik teşvikler ve sosyal altyapı yatırımlarını içeren bütüncül kamu politikalarının acilen geliştirilmesi önerilmektedir. Milli ve manevi perspektiften hareketle, sadece nicelikli bir artış değil nitelikli bir nesil inşası esastır." değerlendirmesinde bulunuldu.

Nüfusun yenilenmemesinin gelecekte sosyal güvenlik sisteminin çökmesi ve işgücü piyasasının dışa bağımlı hale gelmesi riskini artırdığına işaret edilen bildiride, şunlar kaydedildi:

"Bu durum, ekonomik bağımsızlığımızı ve dolayısıyla milli savunma sanayimizin insan kaynağını tehdit etmektedir. Kuşaklar arası kültürel aktarımı, özellikle dede, nine ve torun ilişkisini yeniden mümkün kılacak 'Çok Kuşaklı Hane Modeli' desteklenmelidir. Feminizm ve küresel cinsiyetsizleştirme akımlarının etkisiyle ortaya çıkan modern hukuk doktriniyle erkekliğin ve kadınlığın yıkıma uğradığı, babalık-annelik rollerinin tahrip edilmeye çalışıldığı bir zeminde bu rollerin eğitimlerle güçlendirilmesi ve aile dostu bir iklimin inşası zaruridir."

MSÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Serdar Salman ise sempozyuma ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyduklarını söyledi.

Prof. Dr. Salman, burada müthiş yoğun bir çalışma olduğunu belirterek, "Anadolu Alperenleri gibiler, Türk milletinin derdiyle dertlenen insanlar. Varlıkları her daim olsun, her zaman daim olsun, sayıları artsın inşallah." diye konuştu.

Sempozyum toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.

Sıradaki Haber
Beylikdüzü'nde özel bakımevindeki şiddet olayına ilişkin 1 zanlı tutuklandı
Yükleniyor lütfen bekleyiniz