Maltepe'de yaşanan bina çökmesi, yalnızca depremlerde değil, normal kullanım koşullarında da yapıların güvenliğinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Binanın alt katları çökerken üst katlarının bütünlüğünü koruması ise dikkat çeken ayrıntılardan biri oldu.
Dokuz Eylül Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi, Yapı ve Deprem Mühendisliği üzerine çalışan Prof. Dr. İbrahim Serkan Mısır, binalarda göçmeye yol açabilecek riskleri ve dikkat edilmesi gereken belirtileri TRT Haber'e anlattı.
Çatlaklar, eğilmeler, duvarlardan gelen sesler... Bir yapının çökmeden önce mutlaka belirti vereceği düşünülüyor. Ancak bazı binalarda gözle görülür bir hasar ortaya çıkmadan da ani göçme yaşanabiliyor.
Prof. Dr. Mısır, her yapının tehlike karşısında aynı şekilde davranmadığını belirtiyor:
"Sünek davranış gösteren yapılarda göçme öncesinde daha büyük şekil değiştirmeler ve hasarlar oluşması beklenebilir. Ancak bunların mutlaka dışarıdan görülebileceği anlamına gelmez. Buna karşılık gevrek davranışa yatkın taşıyıcı sistemlerde, belirgin bir uyarı ortaya çıkmadan çok kısa sürede göçme gerçekleşebilir."
Her çatlak tehlikeli değil. Ancak özellikle sonradan oluşan ve giderek büyüyen çatlaklar, kolonlardaki değişiklikler ve alışılmadık sesler dikkatle değerlendirilmeli.
Prof. Dr. Mısır, ciddiye alınması gereken belirtileri şöyle sıralıyor:
"Kolon ve kirişlerde oluşan belirgin çatlaklar, betonun ezilmesi veya beton örtüsünün dökülmesi, donatıların açığa çıkması ve paslanması, döşemelerde olağan dışı sehimler, binada eğilmeler ve farklı oturmalar önemli uyarı işaretleri olabilir. Özellikle yeni ortaya çıkan ve zaman içerisinde büyüyen çatlaklar, taşıyıcı elemanlardan gelen olağan dışı kırılma veya çatırdama sesleri ve kolonlarda belirgin şekil değişiklikleri ciddiye alınmalıdır."
October 8, 2026
Dört katlı olarak tasarlanan bir yapının üzerine üç kat daha çıkılması, yalnızca binanın yüksekliğini değiştirmiyor. Alt katlardaki kolonların ve temellerin taşıması gereken yük de artıyor.
Prof. Dr. Mısır, kat ilavelerinin mühendislik hesapları yapılmadan güvenli kabul edilemeyeceğini vurguluyor:
"Çünkü yeni katların inşa edilmesi yalnızca binanın toplam ağırlığını artırmaz. Aynı zamanda mevcut alt kat kolonlarına ve temellere aktarılan düşey yükleri de önemli ölçüde artırır. Dört katlı bir bina için boyutlandırılmış kolonların, yedi katlı bir binanın yüklerini güvenli biçimde taşıyabileceği varsayılamaz. Bunun mühendislik hesaplarıyla doğrulanması gerekir."
Yapının taşıma kapasitesini etkileyen tek unsur kat sayısı değil. Zemin kattaki iş yerlerinde yapılan değişiklikler, kolonlara müdahale edilmesi ve uzun süreli nem de güvenliği etkileyebiliyor.
Prof. Dr. Mısır, kolonların kaldırılması veya zarar görmesinin ciddi risk oluşturduğunu belirtiyor:
"Özellikle kolonların kesilmesi, kesitlerinin küçültülmesi veya içerisindeki donatıların zarar görmesi, taşıma kapasitesini doğrudan azaltabilir. İş yeri olarak kullanılan zemin katlarda geniş alanlar elde etmek amacıyla yapılan bilinçsiz müdahaleler de ciddi tehlikeler oluşturabilir."
Peki bodrum katlarda görülen paslanma ve beton dökülmeleri ne anlama geliyor?
Mısır, su ve nemin betonun içindeki çelik donatılara zarar verebildiğini anlatıyor:
"Beton içerisindeki çelik donatılar korozyona uğradığında kesit kaybı meydana gelebilir. Ayrıca korozyon ürünlerinin hacim artışı, beton örtüsünde çatlak ve dökülmelere yol açabilir."
Maltepe'deki olayda dikkat çeken ayrıntılardan biri de alt katların çökmesine rağmen üst katların bütünlüğünü korumasıydı.
Prof. Dr. Mısır, bunun nasıl mümkün olabildiğini şöyle açıklıyor:
"Üst katlardaki taşıyıcı sistem kendi bütünlüğünü bir ölçüde koruyarak bir blok halinde aşağıya doğru hareket edebilir ve alttaki enkaz veya ayakta kalan diğer taşıyıcı elemanlar üzerinde destek bulabilir."
Ancak ayakta kalan bölümlerin güvenli olduğu düşünülmemeli. Çünkü ilk çöküşün ardından taşıyıcı sistemde yeni bir göçme meydana gelebiliyor.
"Üst katların ayakta kalması, bu katların güvenli olduğu anlamına gelmez. Hasarlı taşıyıcı sistemde yüklerin yeniden dağılımı sırasında ikinci bir göçme meydana gelmesi riski bulunabilir."
Türkiye'deki yapı stokuna ilişkin araştırmalar, özellikle 2000 yılı öncesinde inşa edilen betonarme binaların önemli bir bölümünün güncel deprem güvenliği beklentilerini karşılamayabileceğini gösteriyor.
Prof. Dr. Mısır, eski yapılarda karşılaşılabilen sorunları şöyle anlatıyor:
"Bu yapılarda düşük beton dayanımı, yetersiz donatı detayları, uygun olmayan taşıyıcı sistem düzenleri ve süneklik eksiklikleriyle sık karşılaşılmaktadır."
Ancak yalnızca binanın yapım yılına bakarak güvenli olup olmadığına karar verilemiyor.
"Elbette 2000 yılı öncesinde inşa edilmiş her binanın güvensiz olduğunu söylemek doğru değildir. Ancak bu yapıların güvenlik bakımından öncelikli olarak değerlendirilmesi gerekmektedir."
Dışarıdan sağlam görünen ya da yıllardır kullanılan bir yapının güvenli olup olmadığı ancak uzman incelemesiyle belirlenebiliyor. Türkiye'de 6306 sayılı Kanun kapsamında yetkili ve lisanslı kuruluşlara başvurularak riskli yapı tespiti yaptırılabiliyor.
Prof. Dr. Mısır, özellikle eski binalarda yaşayanlara şu öneride bulunuyor:
"Binalarında belirgin çatlaklar veya hasarlar bulunan, bodrum ve zemin katları uzun süre suya ve neme maruz kalan, kolonlarında paslanmış donatılar görülen veya beton örtüsünde dökülmeler meydana gelen vatandaşlarımızın zaman kaybetmeden uzman incelemesine başvurmalarını öneriyorum."
Ani gelişen ciddi hasar veya göçme tehlikesi işaretlerinde ise binanın derhal boşaltılması ve yetkili kurumlara haber verilmesi gerekiyor.