Yeni bulgular, genetiğin yaşam süresi üzerindeki etkisini yüzde 6 ile yüzde 33 arasında gösteren önceki tahminlerin oldukça üzerinde seyrediyor.
Bu sonuçlar, takviyeler ve özel ilaç rejimleriyle ömrü uzatabileceğini savunan biyohacker topluluğu için şaşırtıcı bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlar, bu rakama ulaşırken ölümleri "dışsal" ve "içsel" olarak ikiye ayırarak daha hassas bir analiz yaptıklarını belirtiyor. Kazalar ve enfeksiyonlar gibi dış etkenler dışarıda tutulduğunda, genetiğin boy uzunluğu veya vücut yapısı gibi temel biyolojik özelliklerle benzer oranda etkili olduğu görülüyor.
Çalışmanın başyazarı Ben Shenhar, elde edilen rakamın tesadüf olmadığını, menopoz yaşı gibi yaşlanmayla ilgili diğer biyolojik süreçlerin de yaklaşık yüzde 50 oranında kalıtsal olduğunu ifade etti.
Kopenhag Üniversitesinden Doç. Dr. Morten Scheibye-Knudsen ise genlerin yaşam süresi sınırlarını belirlediğine dikkat çekerek, mayaların 13 gün, insanların ise en fazla 120 yıl yaşamasını buna örnek gösterdi.
Scheibye-Knudsen, bu durumun sadece davranışlarla açıklanamayacağını vurguladı.
Genetiğin etkisi artsa da uzmanlar sağlıklı yaşam tarzının önemini yitirmediği konusunda uyarıda bulunuyor.
Ömrün yüzde 55'inin genetiğe bağlı olması, geri kalan yüzde 45'lik dilimin hala beslenme, egzersiz ve alışkanlıklar gibi kontrol edilebilir etkenlerden oluştuğu anlamına geliyor.
Araştırmacılar, bu verilerin insanları kaderciliğe itmemesi gerektiğini, genetik potansiyelin hangi yöne evrileceğini yaşam tarzının belirlediğini ifade ediyor.