İklim değişikliğiyle birlikte kuraklık artık hayatımızın merkezinde yer alan gerçekliğe dönüştü. Eskiden daha çok geleceğe dair bir risk olarak konuşulan su krizi, bugün günlük yaşamı doğrudan etkileyen somut bir sorun olarak karşımızda duruyor. Su kaynakları üzerindeki baskı her geçen yıl artarken, musluktan akan suyun sınırsız olmadığı hiç olmadığı kadar net şekilde kavranıyor. Bu nedenle suyun her damlası, her zamankinden çok daha büyük bir değer taşıyor.
Barajlar, kuyular, göletler… Yıllardır su ihtiyacını karşılarken akla ilk gelen kaynaklar bunlardı. Ancak artan nüfus, değişen yağış düzeni ve uzayan kurak dönemler bilinen kaynakların tek başına yeterli olmayabileceğini açıkça gösteriyor. Bu yüzden artık gözler alternatif su kaynaklarına çevrilmiş durumda. Yağmur suyu hasadı da bu arayışın en somut, en uygulanabilir başlıklarından biri olarak öne çıkıyor.
Türkiye’de de bu alanda dikkat çeken bir adım atıldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği’nde yaptığı düzenlemeyle yağmur suyu ve gri su kullanımını, yapılaşmanın bir parçası haline getirdi. 1 Ocak 2026 itibarıyla belirli büyüklüğün üzerindeki kamu ve özel binalarda bu sistemlerin kurulması zorunlu oldu. Yani yeni yapılacak yapılarda yağmur suyunun toplanması, depolanması ve uygun alanlarda yeniden kullanılması artık bir tercih değil, doğrudan bir zorunluluk. Peki, yağmur hasadı tam olarak nasıl yapılıyor? Biriken su nerede, nasıl depolanıp kullanılıyor? Merak edilenleri İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşegül Tanık’la konuştuk.
.jpg)
Aslında yağmur suyunu biriktirme fikri yeni değil… Geçmişte de farklı ölçeklerde uygulanıyordu. “Yağmur hasadı esasında çok bilinen, milattan önce de bilinen bir sistem. İstanbul’dan örnek verirsek sarnıçlarda o günkü nüfusun ihtiyacı olan su biriktirilip şehre dağıtılırmış” diyen Prof. Dr. Tanık, bu sistemin günümüzde modernize edilerek kullanılmaya başladığını söylüyor:
“Bugün biraz daha sistemli, biraz daha zorunlu bir noktaya evrilmiş durumda. Çünkü artık bu, sadece bireysel bir tasarruf yöntemi değil; kentlerin su yönetiminde önemli bir parça olarak görülüyor. Her bir yağmur damlasına ihtiyacımız var. Yağan yağmuru özellikle kapalı bina sistemlerinde, otel, stadyum, alışveriş merkezi, havalimanı, konutlar, sanayi vs. aklınıza gelen tüm binalarda, çatılardan yağmur suyunu oluklar vasıtasıyla toplayıp binaya en yakın yerde, yer altında, bildiğimiz su depolarında biriktirip yeniden kullanabiliriz.”
Yağmur hasadıyla ilgili en çok merak edilen konulardan biri de depolanan suyun nerelerde kullanılacağı… Yer altında biriktirilen yağmur suyunun öncelikle bir filtreleme sürecinden geçirildiğini anlatan Prof. Dr. Tanık, şöyle devam ediyor:
“Geri kullanımda yağmur suyu özelinde söylersek, tuvaletteki rezervuarlarda ve yeşil alan sulaması yapılmasını öneriyoruz. Bina içi temizlikte de çok rahatlıkla kullanabiliriz. Çünkü yağmur suyu bir sanayi bölgesinin orta yerinde değilse, kirli bir su değildir. Dolayısıyla bir filtrasyonla rahatlıkla bina içinde kullanabiliyoruz.”
(1).jpg)
Yönetmelik düzenlemesinde adı geçen bir diğer başlık ise “gri su” sistemleri. Peki, gri su tam olarak nedir ve nasıl değerlendirilir? Yanıtını yine Prof. Dr. Tanık’tan dinliyoruz:
“Evsel kullanımımızdan kaynaklanan bir atık su var… Tuvaletten kaynaklanan atık suyu ayırırsak geri kalan duş, banyo, mutfak dediğimiz eviyelerden gelen atık suya, ‘gri su’ diyoruz. Gri suyun da aynı bina içerisinde bir paket arıtmadan geçmesi gerekiyor. Dolayısıyla daha az kirletici özelliği oluyor, daha kolay arıtılıyor ve aynı bina içerisinde tekrar geri kullanılması mümkün olabiliyor. Gri su arıtıldıktan sonra şu anda yönetmeliğinde önerisi, sadece tuvalet rezervuarlarında kullanılması yönünde.”
Prof. Dr. Tanık, bu noktada sistemin sağlayacağı tasarrufla, aynı zamanda içme suyunun heba edilmesinin önüne geçileceğinin altını çiziyor:
“Şu anda tuvaletlerde, rezervuarlarda içme suyumuz kullanılıyor. Yönetmelikte de yer alıyor, biz yağmur suyu ve gri suyla birlikte sifon sularımızı beslersek zaten yüzde 30 tasarruf etmiş oluyoruz kişi başına. Ve bu tasarrufla mevcut su kaynaklarımızı korumuş oluyoruz.”