"Savunma Sanayii Yetenek Yönetimi Zirvesi", Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın katılımıyla Ankara'daki bir otelde gerçekleştirildi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır,, burada yaptığı konuşmada, dünyanın güç dengelerinin değiştiği bir dönemden geçtiğine dikkati çekerek, savunmaya ayrılan devasa bütçelerin, doğru stratejiyle ve yerli-milli kabiliyetlerle desteklenmediği müddetçe, güvenlik hedeflerini teminat altına almaya yetmeyeceğini söyledi.
Kriz anında "kaynak koduna" erişilemeyen bir sistemin, yazılımı yapanın iradesine göre hareket ettiğini vurgulayan Kacır, "Anahtarı sizin elinizde olmayan bir kapı, size ait değildir. AR-GE'siyle, test altyapısıyla, seri üretimiyle, insan kaynağıyla bütüncül bir savunma sanayisi kuramayan ülkeler, en kritik anda başkalarının takvimine, lisansına, onayına ve siyasi şartlarına mahkum olur." diye konuştu.
Kacır, önlerine çıkarılan engelleri ve ambargoları Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde yerli ve milli savunma sanayisi hamlesi için bir fırsat olarak değerlendirdiklerini anlattı.
Nitelikli insan kaynağına yatırımlar sayesinde, savunma sanayisinde dünyanın gıptayla izlediği büyük bir atılıma imza attıklarını belirten Kacır, savunma sanayisini tam bağımsızlığın ve istikbalin teminatı ve Türkiye'nin stratejik hamleleri için güç çarpanı haline getirdiklerini bildirdi.
Kacır, Erdoğan'ın liderliğinde, yerli ürünlerin savunma tedarikindeki payını 23 yıllık süreçte yüzde 20'lerden yüzde 80'lerin üzerine çıkardıklarına, artık dünyada satılan her 3 askeri insansız hava aracının 2'sini Türk firmalarının ürettiğine ve Türkiye'nin kendi savaş gemisini tasarlayan, geliştiren ve üreten 10 ülkeden biri olduğuna işaret etti.
ALTAY tankından SİPER füzesine, MİLGEM'den TCG Anadolu'ya, Bayraktar TB3'ten GÖKTÜRK ve İMECE uydularına kadar yerli ve milli ürünlere dikkati çeken Kacır, şöyle devam etti:
"Balistik füzemiz TAYFUN'un test atışlarına devam ediyoruz. 2 bin kilometre menzilli füze geliştirme programını kararlılıkla sürdürüyoruz. Bizden neyi esirgiyorlarsa onun daha iyisini yerli ve milli olarak üretiyoruz. 3 bin 500'ü aşkın şirket, araştırma kurumlarımız ve üniversitelerimizde 100 bin çalışanın emek verdiği dev bir üretim ve teknoloji geliştirme ağına sahibiz. Dünyanın en büyük savunma ve havacılık firmaları listesinde yer alan Türk savunma sanayisi firmalarının sayısı her geçen yıl artıyor. Savunma sanayimizin ihracatı, geçtiğimiz yıl 10 milyar doları aştı. 185 ülkeye ulaştırdığımız yerli ve milli ürünlerimizle, Türk savunma sanayisi markasını küresel ölçekte kalitenin ve yüksek teknolojinin sembolü haline getirdik."
Kacır, Bakanlık olarak, kamu kurumlarının, özel sektör girişimlerinin ve üniversitelerin savunma sanayisi alanındaki yatırımlarını ve AR-GE projelerini güçlü şekilde desteklediklerini belirterek, şu bilgiyi verdi:
"Son 23 yılda 965 savunma sanayisi yatırımını teşvik ettik, 369 milyar liralık yatırımın önünü açtık, TÜBİTAK burs ve destek programlarıyla 2 bin 142 savunma sanayisi projesine ve 4 bin 300 bilim insanıyla gencimize 64 milyar lira kaynak sunduk. Milli füzelerimiz GÖKDOĞAN, BOZDOĞAN ve SOM-J, yeni nesil akıllı mühimmat ailesi KUZGUN, milli muharip uçağımız KAAN'ın ana yönetim bilgisayarları ve gerçek zamanlı işletim sistemi gibi savunma kabiliyetlerimiz açısından kritik kazanımların kapısını açan projeleri TÜBİTAK enstitüleri bünyesinde hayata geçirdik. GÖKDOĞAN ve BOZDOĞAN'ın ardından ramjet motorlu uzun menzilli füzemiz GÖKHAN gökyüzündeki hakimiyetimizi perçinleyecek. Havacılık platformları ile füze sistemlerinin testleri için yüksek hızlı rüzgar tünelini TÜBİTAK SAGE yerleşkemizde inşa ediyoruz."
Kacır, bu güçlü ivmeyi kaybetmeyeceklerini ve caydırıcılıklarını en üst seviyeye yükselteceklerini ifade ederek, teknolojiyi sahada en etkin biçimde kullanabilen ülkelerin gelecekte söz sahibi olacağını söyledi.
Bu doğrultuda, savunma mimarisine lazer, elektromanyetik silahlar, otonom ve sürü sistemler, siber güvenlik, uzay, hipersonik ve kuantum gibi yenilikçi teknolojileri entegre edecek projeler için adım attıklarını vurgulayan Kacır, "Elbette bu büyük atılımı sürdürülebilir kılmak, insan kaynağımızı en kıymetli milli değer olarak konumlandırmaktan geçiyor. Milli teknoloji hamlemizin eserlerinin arkasında yaş ortalaması 30'u aşmayan mühendislerimizin, teknisyenlerimizin ve araştırmacılarımızın azmi, alın ve akıl teri bulunuyor. Nüfusunun ortanca yaşı 34 olan bir ülke olarak, genç, dinamik ve üretken insan kaynağımız tam bağımsızlık yolculuğumuzun en büyük stratejik gücüdür. Bu nedenle gençlerimizin potansiyelini keşfeden, geliştiren ve onları doğru yetkinliklerle buluşturan bir iklimin inşası önceliğimizdir." diye konuştu.
Kacır, TEKNOFEST'lerde yapay zekadan siber güvenliğe, otonom sistemlerden roket teknolojilerine kadar farklı alanlarda yarışan gençlerin, daha üniversiteden mezun olmadan en kritik savunma projelerinde sorumluluk aldığını dile getirdi.
Kurdukları girişimlerle savunma sanayisinin teknolojik derinliğini her geçen gün daha da ileriye taşıdıklarını belirten Kacır, şunları kaydetti:
"Sektör Kampüste, Milli Teknoloji Uzmanlık programları, Deneyap, Milli Teknoloji Atölyeleri gibi pek çok adımla geleceğin mühendis ve girişimcilerini yetiştiriyoruz. Kuşkusuz, savunma sanayimizde projelerin tasarımdan gerçeğe dönüşmesi, üretimin her aşamasında stratejik roller üstlenen nitelikli teknik personelle mümkündür. OSB'lerdeki 60 bin öğrencimizin eğitim gördüğü 81 meslek lisesi ve 24 bin öğrencimiz bulunan 26 meslek yüksek okuluyla, mesleki eğitimi dört duvarla sınırlı bir anlayışın ötesine taşıyoruz."
Kacır, TÜBİTAK TÜSSİDE ve SAHA Akademi işbirliğinde uygulamaya aldıkları SAHA MBA Yönetici Gelişim Programı'nda katılımcıların, savunma sanayisinde liderlik rolü üstlenecek kadroların ihtiyaç duyduğu yetkinlikleri elde ettiğini bildirdi.
Geleceğin harp sahasının sadece platformların değil, çevik zihinlerin fikirlerinin ve projelerinin çarpıştığı bir alan olacağını vurgulayan Kacır, sözlerini şöyle tamamladı:
"Ülkeler nitelikli insan kaynağını çekmek için kıyasıya bir yarış yürütüyor. Dünyanın önde gelen üniversitelerinde, araştırma merkezlerinde, teknoloji devlerinde tecrübe kazanmış vatandaşlarımız, tarih yazan işlerin öznesi olmak için Türkiye'ye dönüyor. Çünkü artık hayallerini kurdukları projeleri hayata geçirecek imkan da o projeleri sahiplenen irade de Türkiye'de var. Savunma sanayimizde girişimcilik kültürünün kökleşmesi, değişen harp sahasının ihtiyaçlarına çevik biçimde cevap verilebilmesi, yenilikçi çözümlerin geliştirilmesi ve kısa sürede ürüne dönüşmesi için olmazsa olmazdır. Savunma sanayisinde 23 bin 700 çalışanın istihdam edildiği 79 AR-GE ve tasarım merkezinde, teknoparklarımızda 7 bin 900 çalışanla faaliyetlerini sürdüren 340 girişimde yürütülen yenilikçi çalışmaları destekliyoruz. Her ölçekteki girişimlerimizin gereksinimlerine yanıt veren araçlar ve altyapıyı sunarak, ihtiyaç makamlarımızın ve ana yüklenicilerimizin girişimlerle yakın işbirliğini teşvik ederek yeni başarı hikayelerinin filizlenmesini ve hızla ölçeklenmesini sağlayacağız. Savunma sanayisinin parçası olmayı bir istiklal ve istikbal davası olarak gören her bir gencimiz için yeteneği erken aşamada tespit eden, yetkinliği sistematik biçimde geliştiren, girişimciliği ödüllendiren anlayışı kökleştirmeye kararlılıkla devam edeceğiz."