Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsviçre'de Gazze Barış Kurulu Şartı’nın imza törenine katıldıkdan sonra basın mensuplarının sorularını cevapladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Gazze’de yaşanan insani dramı durdurmak için yoğun bir diplomasi trafiği yürüttüğünü vurgulayan Fidan, Türkiye'nin temel önceliğinin bölgedeki katliam ve soykırımın bir an önce son bulması olduğunu ifade etti.
Barış Kurulu’nun yapısına ve önemine değinen Bakan Fidan, "Barış Kurulu, birçok ülkenin bir araya gelerek farklı görüşlerini gerçekten uyumlaştırmaya çalıştığı bir yer. Bu uyumlaştırma kolay bir iş değil. Çok ciddi bir diplomatik müzakereyi ve mücadeleyi beraberinde getiriyor. Şimdi alanda olan kavganın biz artık müzakere masasına taşındığına şahit oluyoruz." ifadelerini kullandı.
Bakan Fidan, açıklamalarına şöyle devam etti;
Burada Barış Kurulu ile beraber atılması gereken çok fazla adımlar var. Bugün az önce ilk dar toplantımızı da yaptık arkadaşlarla. Burada ne türden özellikle insani yardımların girmesi için adımlar atılması gerekiyor, çalışmaya başlayan Filistinlilerden müteşekkil komitenin de ne türden ilk icraatları hayata geçirmesi gerekiyor, bunları şu anda masaya yatırdık. Bunlar oldukça tabii somut konular hayata geçtikçe, gerek insani yardımlar konusunda gerek diğer hususlarda, Barış Kurulu'nun ben daha kıymetli bir hal alacağını düşünüyorum.
Suriye'de olan gelişmeler esas itibarıyla bildiğiniz gibi yani sürekli ve belirli aralıklarla altını çizdiğimiz bazı gerçekler vardı, bazı hususlar vardı. Biz her zaman için yapıcı rol oynamaya çalıştık ve yine çalışacağız. Suriye'nin bütünlüğü bizim için önemli. Suriyeliler için başta önemli, bölge için önemli. Çünkü son 14 yılını bir iç savaşla geçirmiş, parçalanmayla geçirmiş, etrafındaki ülkelere terör ve mülteci ihraç eden bir ülkeden şu anda bütünlüğe evrilen, mültecilerini geri alan ve terörü durduran bir Suriye'ye evrilmek gerçekten bölgemiz için mucize niteliğinde bir husus. Şimdi bunun devam etmesi, hayata geçmesi önemli. Bu hayata geçerken ülkenin birliği, bütünlüğü bozulmamalı ve yeni bir kavgaya da yol açmamalı.
Yani özellikle Kürtlerin, Alevilerin, Yezidilerin, Türkmenler başta olmak üzere bütün etnisitelerin, inançların hakları korunmalı, herkes kendi kimliğiyle gurur duymalı ama Suriye vatandaşlığı altında da birleşmeli ve Suriye'ye gereken bütün katkıyı vermeli. Bu bölgemiz için de bir barış unsuru, Suriye için de. Dolayısıyla şu anda olan olayların ve gelişmelerin ben iyi yönde ilerlediğini genel itibarıyla değerlendiriyorum. Tabii bazı örgütsel propaganda faaliyetleri var, bunların hani çok fazla kaale alınmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu Suriye'nin geneline, bütün Kürtlere, Araplara hitap eden bir çağrı değil esas itibarıyla. Burada inşallah önümüzdeki günlerde daha iyi adımların atılacağını düşünüyorum.
Türkiye, Cumhurbaşkanımızın yıllardır takip ettiği tecrübeli dış politika sayesinde hem kendi bölgesindeki yapıcı rolünü oynuyor hem de küresel güçlerle belli bir denge politikası götürüyor. Bunu yaparken tabii biz Türkiye'nin menfaatini esas, merkeze alıyoruz ama her zaman için ahlakımız olan kazan-kazan politikasını, kendimiz için ne istiyorsak karşımızdaki için de aynısını istiyoruz, usulünü de devam ettiriyoruz. Zaten bu usul ve ahlaktır ki karşımızdakileri bize güven duymaya, bizimle beraber açıkçası çalışmaya iten bir husus.
Dolayısıyla şu anda çok dinamik bir ortam var ve şartlar sürekli değişiyor. İki gün önce Grönland ile ilgili bir askeri opsiyon durumu vardı. Dün itibarıyla Sayın Trump'ın konuşmasından sonra askeri opsiyon olmayacak dedi, müzakereye döndü. Altı ay sonra neye dönecek onu bilmiyoruz. Müzakere nasıl evrilecek onu bilmiyoruz. Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın durması ve dolayısıyla Avrupa-Rusya arasındaki barışın sağlanması konusunda sona gelmiş hususlar var. Bu olursa bölge ve dünya başka bir şekil alacak, olmazsa başka bir şekil alacak.
Şimdi bütün bunların hepsi dikkate alınması gereken hususlar. Bunlar iyi dikkate alınmazsa sizi istikrarsızlığa iter ama iyi hesaplarsanız buradan zarar görmeden yolunuza devam edersiniz. Biz hem yapıcı katkımızı oynamaya; barış için, kalkınma için, refah için, istikrar için hem de ülkemizin menfaatini korumaya devam edeceğiz. Giderek daha çok bu fikirde olan ülkelerin bizimle iş birliği arayışı içinde olduğunu da görüyoruz.
Kanada ile gelişen iş birliğimiz var, şimdi dün Kore bizdeydi daha önce Cumhurbaşkanları gelmişti. Yani orta güce sahip ülkelerin dünya skalasında giderek daha fazla bir araya gelip aslında küresel süper güçlerin bıraktığı boşluklarda veya oluşturduğu belirsizliklerde ne türden adımlar atılmalı... Aynı ekonomik, siyasi ve diğer kapasitelere sahip ülkelerin bir araya gelip başta ticaret olmak üzere, finans olmak üzere bölgesel, küresel istikrarı nasıl sağlarız bunun üzerine çok ciddi konuşmalar ve arayışlar var. Türkiye bu noktada da gerçekten görüşleri aranan, iş birliği aranan, dostluğu aranan bir ortak ülke, dost ve bu öyle olmaya da devam edecek.