Çok Bulutlu 15.3ºC Ankara
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kahramanmaraş
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kilis
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Şanlıurfa
  • Şırnak
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak
Dünya
TRT Haber 01.04.2026 14:45

İran neden doğrudan nükleer tesisleri hedef almıyor?

İran’ın İsrail içinde enerji tesislerinden Dimona çevresine uzanan hedefleri, hem askeri dengeleri hem de yıllardır inşa edilen güvenlik algısını sarsıyor. Uzmanlara göre bu tablo, kontrollü tırmanma ile caydırıcılık mesajının aynı anda verildiği yeni bir savaş modeline işaret ediyor.

okuma süresi
Okuma süresi
İran neden doğrudan nükleer tesisleri hedef almıyor?

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş bir ayı geride bırakırken, sahadaki çatışmalar kadar perde arkasında yürütülen diplomasi trafiği de dikkat çekiyor.

İran’ın İsrail içinde enerji tesislerinden kimya fabrikalarına kadar uzanan geniş bir hedef yelpazesini vurması, savaşın hem askeri hem de ekonomik ve psikolojik boyutunu derinleştirdi. Özellikle Hadera Elektrik Tesisi, Hayfa’daki Bazan rafinerisi ve Necef hattındaki kimyasal tesislere yönelik saldırılar, çatışmanın giderek daha stratejik bir zemine kaydığını ortaya koyuyor.

Bu süreçte en dikkat çekici gelişmelerden biri ise İsrail’de uzun süredir hakim olan “tam güvenlik” algısının ciddi şekilde sarsılması oldu. Ülke genelinde neredeyse her gün farklı bir bölgenin hedef alınması, hava savunma sistemlerinin her saldırıyı durduramadığı gerçeğini görünür kıldı ve İsraillilerde tedirginlik oluşturdu. İsrail’in çok katmanlı savunma mimarisi hala önemli bir koruma sağlasa da, son saldırılar bu sistemin mutlak bir güvenlik garantisi sunmadığını ortaya koydu.

ABD Başkanı Donald Trump’ın son günlerde yaptığı açıklamalar da sahadaki bu tabloyla birlikte okunduğunda yeni bir stratejik yönelime işaret ediyor. Trump, savaşın “iki ila üç hafta içinde sona erebileceğini” ve İran’a yönelik saldırıların sınırlı tutulacağını ifade ederken, aynı zamanda müzakerelerin sürdüğünü ve “iyi gittiğini” belirtiyor. Tahran ise doğrudan müzakere iddialarını reddetmeye devam etse de, ara bulucu ülkeler üzerinden dolaylı temasların sürdüğü anlaşılıyor. Bu durum, savaş ile diplomasinin birbirinden kopuk değil, aynı stratejinin iki tamamlayıcı aracı olarak yürütüldüğünü gösteriyor.

Demir Kubbe’nin sınırları mı ortaya çıktı?

İran’ın son saldırılarıyla birlikte en çok tartışılan başlıklardan biri, İsrail’in hava savunma sistemlerinin performansı oldu. Özellikle Demir Kubbe ve ABD destekli çok katmanlı savunma yapısının bazı saldırıları engelleyememesi, bu sistemlerin sınırlarını gündeme taşıdı.

Bölge Araştırmaları Merkezi (BAM) Güvenlik Analisti Dr. Hurşit Dingil’e göre bu tablo bir “çöküşten” ziyade İran’ın geliştirdiği taktiklerin sonucu.

İran’ın son bir ayda 1300'den fazla balistik füze fırlattığını belirten Dingil, bu saldırıların önemli bölümünün eski nesil füzelerle yapıldığını, bunun temel amacının savunma sistemlerini “doyurma” olduğunu ifade ediyor. Dingil’e göre, eski füzelerle yapılan yoğun saldırılar hava savunma sistemlerini meşgul ederken, asıl etkiyi daha yeni nesil füzeler oluşturuyor.

Grafik: TRT Haber/Hafize Yurt[Grafik: TRT Haber/Hafize Yurt]

Dingil, özellikle Fettah ve Hayberşiken gibi füzelerin terminal aşamada yaptığı yüksek hızlı manevraların, zaten yoğun saldırılarla zorlanan sistemlerin önleme kapasitesini düşürdüğünü vurguluyor. Buna ek olarak çoklu parçacıklı mühimmat kullanımı, yani tek bir füzenin atmosferde çok sayıda hedefe ayrılması, savunma sistemlerinin hedef ayırt etme kabiliyetini zorlayan bir başka unsur olarak öne çıkıyor.

Hedef seçiminde “Yakın vuruş” stratejisi

İran’ın saldırılarında en dikkat çekici başlıklardan biri ise hedef seçimi. Dimona’daki nükleer tesisin doğrudan vurulmaması, ancak çevresindeki noktaların hassas şekilde hedef alınması, bu stratejinin bilinçli olduğunu gösteriyor.

Dr. Hurşit Dingil bu durumu açık şekilde ortaya koyuyor. Dimona çevresinde yapılan saldırıların teknik bir sapmadan değil, bilinçli bir hedefleme tercihi olduğunu belirten Dingil, İran’ın bu şekilde “tırmandırmayı artırabileceğini gösterdiğini” ifade ediyor.

Gerçekten de 21 Mart’ta Dimona belediye sığınağının, 25 Mart’ta ise nükleer tesisin yaklaşık 8 kilometre yakınındaki kimyasal tesisin vurulması, bu yaklaşımı somutlaştırıyor. Dingil’e göre bu saldırılar, İran’ın “nükleer hedefleri vurabilirim ama şimdilik bunu tercih etmiyorum” mesajı verdiğini gösteriyor.

Bu strateji aynı zamanda savaşın kontrolsüz bir şekilde nükleer alana taşınmasının önüne geçen bir denge arayışı olarak da okunuyor.

Grafik: TRT Haber/Hafize Yurt[Grafik: TRT Haber/Hafize Yurt]

Kontrollü tırmanma: Kapasite var ama kullanılmıyor

İran’ın nükleer tesisleri doğrudan hedef almaması, çatışmanın en kritik boyutlarından biri. Bu durum ilk bakışta bir “çekince” gibi görünse de, aslında daha çok stratejik bir tercih olarak değerlendiriliyor.

Dingil bu noktada net bir çerçeve çiziyor. İran’ın bu hedefleri vurabilecek kapasiteye sahip olduğunu ancak bunu kullanmamasının “tırmandırmayı kontrollü tutma” iradesiyle ilişkili olduğunu belirtiyor. Aynı zamanda bu durumun İran’ın tüm caydırıcılık seçeneklerini tek seferde tüketmek istemediğini gösterdiğini ifade ediyor.

Bu yaklaşım, savaşın geldiği aşamada tarafların hala belirli sınırlar içinde hareket etmeye çalıştığını, ancak bu sınırların her geçen gün daha da zorlandığını ortaya koyuyor.

Yeni savaş modeli: Asimetrik denge ve kırılan güvenlik algısı

Ortaya çıkan tablo, Ortadoğu’da yeni bir savaş modelinin şekillendiğini gösteriyor. Saldırı kapasitesinin hızla geliştiği, savunma sistemlerinin ise bu hızla aynı seviyede uyum sağlayamadığı bir döneme girilmiş durumda.

Dr. Hurşit Dingil’e göre bu durum yalnız askeri değil, siyasi sonuçlar da doğuracak.

“Asimetrik tehditler hızla gelişirken, bunlara karşı savunma çözümlerinin aynı hızda gelişmediği görülmektedir” diyen Dingil, bu sürecin yeni ittifak arayışlarını da beraberinde getirebileceğini vurguluyor.

Bu yeni denge arayışı sahada olduğu kadar toplumlarda da hissediliyor. İsrail içinde giderek artan saldırılar, hem askeri hem de psikolojik bir etki oluşturuyor. Uzun yıllardır güçlü savunma sistemlerine dayanan güvenlik algısı yerini daha kırılgan bir tabloya bırakırken, sivil yaşamda hissedilen tedirginlik savaşın görünmeyen boyutunu oluşturuyor.

Ortadoğu’da savaş sürerken müzakerelerin de devam etmesi, tarafların nihai bir zaferden çok kontrollü bir denge arayışında olduğunu gösteriyor. Ancak sahada her geçen gün artan riskler, bu dengenin ne kadar sürdürülebilir olduğu sorusunu da beraberinde getiriyor.

Sıradaki Haber
Katar: İran füzesi petrol tankerine isabet etti
Yükleniyor lütfen bekleyiniz