Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TRT Haber'de gündeme dair soruları cevaplandırdı.
Yılmaz'ın açıklamalarından satır başları şu şekilde:
Öncelikle menfur terör eylemini ben de en güçlü şekilde lanetliyorum. Kahraman polislerimiz hafif de olsa yaralandı. Onlara da Cenab-ı Allah'tan şifalar diliyorum. Geçtiğimiz dönem bölgemizde malum jeopolitik gerilimlerin yükseldiği, bir savaşın yaşandığı bir dönemdeyiz. Bütün etrafımıza baktığımızda Ukrayna-Rusya savaşından işte Orta Doğu'daki gelişmelere varıncaya kadar bir ateş çemberi adeta etrafımız ama Türkiye istikrarlı bir ülke, güvenli bir liman dediğimiz gibi.
İşte buna gölge düşürmeye çalışanlar var. Türkiye'nin istikrarına kastedenler var. Yalnız bunlar hiçbir zaman bugüne kadar başarılı olamadılar. Bundan sonra da olamayacaklar. Terör eylemini yapanlar kadar bunun arka planındakiler de tabii ki Türkiye'nin istikrarına kastedenler, hiçbir zaman başarılı olamayacaklar.
Biz bu anlamda kolluk kuvvetlerimize gerçekten şükranlarımızı sunuyoruz. Polisimize, tüm güvenlik güçlerimize, Türkiye her unsuruyla. güvenliğini sağlamaya devam edecektir. Bu tür saldırılara karşı da gerekli cevapları vermeye devam edecektir. Hangi ad altında olursa olsun tüm terör örgütleriyle kararlı bir şekilde mücadelesini sürdürecektir. Terörsüz Türkiye, terörsüz bölge diyoruz. Bu hedefe ulaşmada hiçbir dış güç bizi engelleyemeyecektir diye de ifade etmek istiyorum. Bir yandan da böyle bir saldırının da başarıyla engellenmiş olması da hepimiz adına gurur verici. Tekrar tekrar tebrik ediyoruz polisimizi.
Bir defa savaşın İsrail'in kışkırtmasıyla, İsrail ve Amerika'nın İran'a saldırısıyla başladığını unutmamamız gerekiyor. Dolayısıyla bu savaşın başlamaması için öncelikle Türkiye Cumhuriyeti olarak çok büyük bir gayret sarf ettiğimizi tekrar hatırlatmak istiyorum. Savaş başlamadan yoğun bir diplomatik faaliyet yürütüldü.
Sayın Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere, liderler diplomasisi başta olmak üzere büyük bir gayret sarf edildi. Ama maalesef savaş başladı. Şimdi de savaşın sona ermesi için büyük bir gayret, büyük bir diplomatik çaba içindeyiz. Dışişleri Bakanımız, diğer ilgili kurumlarımız herkes sahada.
Günlük olarak bütün olaylar çok yakından takip ediliyor ve bu süreçlerde Türkiye çok önemli bir rol oynuyor. Bir barış olması için, bu ateşe bir su dökülmesi için büyük bir çaba sarf ediyoruz. Hukuktan yana, istikrardan yana, insani değerlerden, adaletten yana bir duruş. Hep şunun altını çiziyoruz. Savaşın hiç kimseye faydası yok. Adil bir barış ise herkes için faydalı diyoruz.
İnşallah bu savaş bir an önce sona erer, müzakere masasına dönülür ve savaşarak, çatışarak değil sorunlar konuşularak, diplomasiyle çözülür. Türkiye'nin birçok krizdeki tavrı bu. Burada da aynı tavrı görüyoruz. Ancak maalesef henüz net bir şey söyleyebilecek durumda değiliz. Belirsizliğini koruyor gidişat. Zaman zaman daha bir olumlu mesajlar veriliyor. Zaman zaman daha gerilimi tırmandırıcı diyelim mesajlar oluyor.
Temenni ederiz ki iki tarafın bir noktada buluştuğu bir sonuç ortaya çıksın. Buna da Türkiye Cumhuriyeti olarak her zaman katkı vermeye hazır olduk. Bundan sonra da hazırız. Yeter ki bölgemizdeki bu ateş sönsün ve daha istikrarlı bir yapı oluşsun. Bir taraftan da tabii bu savaş insani maliyetler üretiyor. Kız çocuklarının bombalandığını gördük bu savaşta. Çevresel maliyetler üretiyor ve ekonomik maliyetler üretiyor. Sadece bölge için değil, küresel ekonomiyi etkileyici boyutlar kazanmış durumda.
Güney Asya ülkeleri üretim kriziyle karşı karşıya. Bütün dünya o Hürmüz'deki düğümün çözülmesiyle ekonomilerinin düzelmesi için ülkeler, özellikle Asya ülkeleri, tabii ki elbette Avrupa ülkeleri, Amerika'yı da etkiliyor, bütün dünyayı etkiliyor. Ama burada enerji krizinde biz ne yaptık da bizi etkilemedi? Şöyle, şimdi bir defa bu savaşa girerken makro ekonomik temellerimiz sağlam olarak girdik. Makro finansal istikrarımızı oldukça iyi bir noktaya getirdiğimiz rezervlerden tutun da birçok alana varıncaya kadar Türkiye ekonomisi büyümesiyle, rezervleriyle, bankacılık sistemiyle, piyasalarıyla makro temelleri sağlam bir şekilde bu olayla karşı karşıya kaldı.
Bu bir dışsal şok. Bizim kontrolümüzde olan bir şey değil malum. Ama biz güçlü bir ekonomiye, siyasi istikrara sahip bir ülke olarak bu dışsal şokla karşı karşıyayız. İlk andan itibaren hemen hızlıca tedbirler alındı. Merkez Bankamız daha ilk bu olay başlar başlamaz, hafta sonuydu biliyorsunuz. Bir takım kararlar açıkladı. SPK, Borsa İstanbul ilk adımlar hemen çok hızlı bir şekilde atıldı. Daha sonra Hürmüz ile birlikte olay daha bir derinleşti diyelim. Çünkü biliyoruz ki bu savaş uzadıkça ekonomik maliyetleri artıyor. Etkileri derinleşiyor.
Maalesef bugün işte belli bir yere gelmiş durumda. Enerji piyasalarını çok etkiledi bu savaş. Gübre gibi temel bir takım ürünleri etkiledi. Buralarda Türkiye olarak yine çok önemli tedbirler aldık. Kamu olarak hem enflasyon etkisini hem de büyüme etkisini, büyüme üzerinde olumsuz etkisini sınırlayıcı tedbirler aldık. Diğer taraftan, bir taraftan da tabii savaş sonrası dönem için de hazırlık içindeyiz. Yani bu işin bir kısa vadeli etkileri var, sıcak savaş yaşanırken oluşturduğu etkiler var. Bir de orta vadeli etkileri olacak. Bölgemiz artık hiçbir zaman eskisi gibi olmuyor. İstikrarını koruyan, bu ateşin dışında kalan, ilkeli, güçlü, tecrübeli, dirayetli bir yönetim anlayışıyla bu süreci yöneten bir ülke olarak orta vadede ise önümüze yeni imkanlar çıkacak gibi görünüyor.
Yani kısa vadede etkileri sınırlayıcı tedbirler alıyoruz. Bir taraftan da orta vadede ülkemizi bu yeni şartlara, bu yeni imkanlara yönelik çalışmaları şu an yürütüyoruz. Şunu rahatlıkla ifade edebilirim. Çok etkin ve koordineli bir yönetim sergiliyoruz. Bütün kurumlarımızda, Sayın Cumhurbaşkanımızın tabii ki liderliğinde çizdiği ana çerçeve içinde yönetiyoruz. Ekonomik etkilerini kısa vadede sınırlamaya, orta uzun vadede ise Türkiye için bu ekonomik oluşacak yeni şartları değerlendirmeye odaklanmış durumdayız.
Bir defa en pahalı enerji, olmayan enerjidir. Bir defa oradan başlamak gerekir. Türkiye çok şükür bu süreçte bir arz problemi yaşamadı. Enerji arzı problemi yaşamadı. Daha önceden aldığımız tedbirler sayesinde arz problemi yaşamamamıza sebep oldu. Tedarik kanallarını çeşitlendirmemizin faydasını burada gördük bakın. Çeşitli ülkelerden petrol, doğal gaz tedarik eden bir ülke olmanın ne kadar büyük bir avantaj olduğunu bu olayda bir kez daha görmüş olduk.
Yine yerli ve milli enerji üretimi... Karadeniz gazından, Gabar petrolüne, güneş, rüzgar, yenilenebilir yatırımlara varıncaya kadar. Bütün bunlar Türkiye'nin yükünü azaltmış oldu. Dolayısıyla bu sürece girerken arz problemi olmayan stokları yeterli olan bir ülke olduk. Olumsuz etkiyi azaltmış olduk. Enflasyon etkisini azaltmış olduk. Yine büyüme üzerindeki olumsuz etkisini de aşağıya çekmiş olduk. Yüzde 100 belki yapamadık ama yüzde 75 civarında bir etkiyi azaltıcı tedbir almış olduk.
Buna değer diye düşündük ve bu bir şekilde sonuçlanacak, belli bir geçici süre olacak. Bu sürede kalıcı hasar oluşturmaması adına bu sisteme geçtik. Vatandaşımıza nasıl yansıyor diye baktığımızda 6 Nisan her gün değişiyor bu fiyatlar biliyorsunuz. Dünyadaki bu risk algısına bağlı olarak değişiyor ama bir referans gün olarak 6 Nisan'ı alacak olursak 6 Nisan'da motorunun fiyatı 77 TL. Eşel mobil değere geçmemiş olsaydık bu 94 lira olacaktı. Yani yüzde 22 daha pahalıya vatandaşımız bunu tüketmiş olacaktı. Ciddi şekilde etkileyecekti. Benzin 63 liraymış 6 Nisan'da bu tedbir olmasa 74 lira olacaktı. Dolayısıyla baktığınızda burada da yüzde 18 daha pahalı olacaktı. Ciddi bir fark.
Dolayısıyla bu yükü, bu ağır yükü almış durumdayız. Şimdiden 50 milyar TL gibi bir rakamın, bunu aşan bir rakamın bu anlamda ayrıldığını ifade edebilirim. Vazgeçtiğimiz vergiler itibarıyla, gelir itibarıyla baktığımızda. Ama toplam resme bakıyoruz biz burada.
Tüm dünyada büyüme aşağı yönde, ne kadar süreceği ve kapsamının, yayılımının ne olacağı etkileri belirleyecek. Enflasyon konusunda şunu söyleyebilirim. Mayıs ayında Merkez Bankamız enflasyonla ilgili raporunu yayınlayacak, değerlendirmesini yapacak. Orada enflasyon etkisini daha net, daha sorumlu teknik analizleriyle görmüş olacağız. Orta vadeli programımızda Eylül ayında ise temel makro göstergelerimizin tamamında rutin bir şey bu.
Her sene yaptığımız bir şey. Güncelleme yapacağız. Orada da genel etkileri daha net bir şekilde görmüş olacağız. Şunu ifade edebilirim. Ama politika çerçevemizi değiştirmeyecek bu. Yani temel istikametimizi, politika çerçevemizi değiştirmeyecek. Bu belli kalemlerde sınırlı etkiler yapacak. Cari açık faturası gibi, enerji faturası gibi belli kalemleri etkileyecek ama bunları biz kendi limitlerimiz içinde yöneteceğiz diye inanıyoruz.
Dolayısıyla ana çerçevemiz korunmuş olacak ama orta vadeli program dediğimiz program dinamik bir program. Bu olay olsun olmasın Eylül ayında zaten güncelleyeceğiz bu programımızı. Yeni dünyadaki şartlara göre ticaret etkileniyor, tarım etkileniyor, enerji etkileniyor, cari açık. Bütün bunlar belli oranda etkilenecek elbette. Bu etkilerin düzeyini önümüzdeki dönemde daha net bir şekilde kamuoyuyla paylaşmış olacağız. Yalnız şunu söyleyeyim, işte bu aldığımız tedbirlerle bu etkileri sınırlamış oluyoruz.
ABD'nin yeni politikalarıyla birlikte uluslararası kuralların, kurumların zayıfladığı bir dönemdeyiz. Sadece siyasi alanda değil, ekonomik alanda da maalesef dünyanın daha bir kuralsız hale geldiğini, uluslararası kurumların yıprandığını, zayıfladığını görüyoruz. O kurallara dayalı, kurumlara dayalı uluslararası sistemler, ekonomik tarife savaşlarıyla devam eden bir süreç dünyanın tarihsel ortalamalarını düşürmüş durumda. Yani şu anda dünya büyümesi de, dünya ticareti de tarihsel ortalamaların altında. Yüzde 3'ler civarında, belki bu savaşla birlikte onun da altına gelecek.
Dünyadaki güncellemeleri de göreceğiz. Uluslararası kuruluşlar mutlaka belli bir aşamada güncellemeler yapacak dendi. Dolayısıyla dünya ticareti ve büyümesi zaten iyi durumda değildi. Bu savaş onu daha da derinleştirmiş oldu. Ancak bu ortam içinde daha pandeminin, savaşların, gerilimlerin olduğu bir ortamda son 6 yıla mesela bir baktığınızda 2020-25 dönemi. Dünya ekonomisi bu dönemde 100 iken 119 olmuş yaklaşık. Türkiye ekonomisi 100 iken 135 olmuş yaklaşık. Yani dünyanın 2 katı kadar hızlı büyümüş. Türkiye gerçekten reel ekonomisiyle ciddi bir performans göstermiş bu durumda. Geçen yıl mesela 3,6 büyüdük yine. Dünya ortalamasının üstünde büyüme sergiledik. Bu yıl da ben büyümemizin bir miktar belki bu savaştan etkilenilecek ama istikamet olarak yine olumlu yönde, büyüme yönünde ve dünya ortalamasının üstünde bir seviyelerde gerçekleşmesini beklediğimizi ifade edebilirim. Yolumuza devam ediyoruz. Türkiye dinamik bir ülke. Güçlü kurumları var, siyasi istikrarı var, tecrübeli bir yönetim kadrosu var, dinamik bir özel sektörü var ve çok ciddi bağlantılar oluşturmuş bir ülke. Avrupa ile 30 civarında bir ülkeyle serbest ticaret anlaşmamız var. Dolayısıyla 1 milyar civarında da gelir düzeyi yüksek bir nüfusa erişebilir durumdayız daha serbest koşullarda. Bütün bu avantajlarımız bu dönemde çok önemli olacak diye düşünüyorum.
Savunma sanayiindeki gelişmeleri, ben değişim kelimesiyle ifade etmenin hafif kalacağını düşünüyorum. Son 23 yılda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bir devrim yaşandı aslında. Türkiye'de savunma sanayiinde bir devrim yaşandı. Yüzde 80 dışa bağlı olan bir savunma sanayiinden yüzde 80'in üzerinde yerli milli bir savunma sanayiine gelindi. Katmanlı hava savunma sistemleri, bütün bunları Türkiye başardı. Bu ekonomik olarak da çok ciddi bir değer üretmeye başladı. Sadece güvenlik açısından değil, refah açısından da çok önemli.
Teknolojik düzeyimizi, genel ekonomimizin teknolojik düzeyini arttırıcı bir etki yapıyor savunma sanayii. İhracatta da geçen yıl 10,5 milyar doları bulduk. İlk defa 10 milyar dolar hedefini geçmiş olduk. 100 bin civarında nitelikli çalışanı olan bir sektör haline geldi savunma sanayii ve yaş ortalaması da 34. Yani oldukça genç ve gelecek vadeden bir nitelikli kadroya sahibiz. 100 milyar doların üzerinde bir proje portföyümüz var. Biz bu ortamda yola erken çıkmanın avantajını yaşıyoruz. Burada da Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesinin altını çizerek uygulamamız lazım. Bu işler kendiliğinden olmuyor. Bir siyasi irade, bir kararlılık olmadan bu tür dönüşümler sağlanamıyor. Sayın Cumhurbaşkanımız çok erken bir dönemde bu yönde çok güçlü bir irade ortaya koyuyor.
Avrupa bakın bu Ukrayna-Rusya savaşından çok büyük dersler çıkardı. Amerika ile ilişkilerinde de biliyorsunuz artık yeni bir çerçeve var. Dolayısıyla artık herkes kendi gücünü geliştirme ihtiyacı hissediyor. Orada da yine Türkiye'nin stratejik önemini çok daha iyi görmeye başlıyorlar. Henüz bunun daha güçlü emareleri ortaya çıkacaktır diye inanıyorum. Ama özellikle politika çevrelerinde, politika yapıcılarda Türkiye'nin bu öneminin çok daha güçlü şekilde algılandığını görüyoruz. Bu dönem güvenlik mimarisinde çok daha etkili bir rol oynayacak.
Dünyada istikrar her zaman önemli tabii ama dünyanın istikrarsızlaştığı bir dönemde siz kendi istikrarınızı koruduğunuzda, güvenli liman vasfınızı güçlendirdiğinizde, gelecek sermaye için hem de nitelikli insan için bu güvenli liman vasfı, istikrarlı ülke olma, iyi yönetilen bir ülke olma vasfı çok çok kıymetli diye düşünüyorum. İşte orta vade derken biraz bunu kastettim az önce. Orta vadede bunun etkilerini çok daha fazla göreceğiz. İşte İstanbul Finans Merkezi bağlamında da, ticaret bağlamında da, diğer bir takım yatırımlarda da bunları doğrudan yatırımlarda da göreceğiz. Bu yönde de ciddi bir hazırlık içindeyiz. Bazı yeni düzenlemeler, bazı yeni çerçeveler oluşturma hazırlığı içindeyiz. Bunlarla birlikte hem bu istikrarlı, güvenli liman olmamız hem de yeni yapacağımız bazı düzenlemeler, atacağımız adımlarla.
Hayatta kalmamız, yaşamamız için elbette gıda ve tarım da çok önemli. Tam da bu savaş döneminde Hürmüz Boğazı'nın da bu şekilde kapatılması ve bir düğüm olması nedeniyle de işte fiyatlarda artış, arz sıkıntısı, gıdada bir sorun olabilir mi gibi bütün ülkeleri bir telaş sarmış durumda. Peki biz ülkemize yine bakalım, dönelim. Güvenli Liman Türkiye'de bu durum nasıl? Tahıl stoklarımız iyi durumda. Gübre boyutu itibarıyla de bir arz problemi yaşamadık. Çünkü yine stoklarımızı koruduk. Hemen hızlı bir şekilde ithalat konusundaki gümrük vergilerini düşürdük. Yani dünyadan gübre akışını kolaylaştırıcı tedbirleri aldık. Bir taraftan da ihracatı yasakladık. Hızlıca aksiyon aldılar. Diğer yandan bu yıl biraz daha şanslı bir dönemdeyiz. Geçen yıl maalesef tarımda çok olumsuz bir yıl oldu. Yağışlar çok iyi gidiyor. Gıda üretimi noktasında bunun etkilerini özellikle yaz döneminde daha fazla görmüş olacağız. Gıda fiyatları üzerinde etkisini de görmüş olacağız. Aynı gelişme enerjiyi de etkileyecek. Bizim hidroelektrik santrallerimiz var. Geçen sene onlardan çok istifade edemedik.
Hidroelektrik anlamında da şanslı bir yılımız olacak. O da tam bu krizde bizim için çok olumlu bir etki oluşturacak diye inanıyorum. Dolayısıyla tarım sektörü bizim için stratejik bir sektör. Çok önemli görüyoruz. Gıda güvenliği az önce bahsettiniz. Öyle anlar yaşadı ki dünya pandemide de bunu gördük. Paranızla dahi gidip gıda bulamadığınız dönemler olabiliyor. Dolayısıyla bu konulara büyük önem veriyoruz. Dünyada dediğimiz gibi en fazla etkilenecek alanlardan biri gıda olacak. Türkiye olarak biz kendi ihtiyaçlarımızı dikkate alıyoruz. Yeni yönetim sistemimizin çok önemli avantajlar sağladığını söyleyebilirim.
Türkiye'nin bu anlamda da geldiği, bugüne kadar son 23 yılda izlediği politikaların faydalarını görüyoruz. Turizmi çeşitlendirmemiz, sadece deniz-kum turizmi değil, kültürden, gastronomiye turizmi, kaynak ülkelerin sayısını arttırmamız, bütün bunlar bu süreçte. Turizm sektörünün ve reel sektörünün yanındayız. Turizmde de Körfez'den gelen turizm, İran'dan gelen turizm etkilenecek. Kısa vadeli ama hızla telafi etkici adımlar atmıştık. Aynı anlayış içinde turizmle ilgili de tedbirlerimizi alıyoruz. Ama genel anlamda dünyada turizmin etkileneceğini yine bizde de belli oranda bazı etkilerin görülebileceğini söyleyebiliriz.
İlk defa orta vadeli programımızda bu konuyla ilgili kapsamlı bir politika setini ortaya koyduk. En başında gelen iş üretim kültürü. İlkokuldan başlayarak üretim kültürünü yaygınlaştırmak. İşkur'un çok önemli bir programı var. Güç programı dediğimiz gençlerin üretim çağı. Çok ciddi teşviklerle mesleki eğitimler, stajlara, iş deneyimi kazanmaya gençlerimizi yönlendirici bir programı hayata geçiriyoruz. Bir yandan da kadınlar çok önemli. Kadınların iş gücü piyasasına girmesi çok önemli. Seferberlik başlatmış durumdayız. Sayın Cumhurbaşkanımızın bir genelgesi oldu bütün kurumlarımıza. Hem kamuda hem özel sektörde bu bakım işlerini geliştirmek istiyoruz. Bir son tedbirimiz de yeni çalışma modelleri.
Üretim kapasitesini arttırmak, korumak adına da teşvikler var. Teşvik paketleri var, krediler var. Yani yeter ki üretin, yeter ki sahada siz var olun, biz de devlet olarak sizin arkanızda duracağız, sizi destekleyeceğiz denilen adımlar var, atılımlar var. Yatırımın önündeki engellemeleri, bürokrasiyi nasıl azaltırız, yatırım ortamını nasıl iyileştiririz, bütün bu yönde tartışmalarla tedbirler, eylem planımız var, onu hayata geçiriyoruz. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız bu konuda önemli inisiyatifler, hem yerel kalkınmaya dönük, hem teknoloji hamlemize dönük, hem de büyük ölçekli olarak seçici kredi programları kanalıyla da reel ekonomiyi destekliyoruz. Neler yapıyoruz? İşte çiftçilerimizin mesela faiz yükünün yarısını kamu olarak biz yükleniyoruz. Esnafımızda çiftçilerde yüzde 70'e varan oranda, esnafımızda yüzde 50'ye varan oranlarda bu faiz yükünü kamu olarak biz üstleniyoruz.
Özellikle bu emek yoğun sektörler için istihdamı da desteklemek için bunu yapıyoruz. Ayrıca son dönemde yine yeni tedbirler aldık. Kobi'lere dönüp 100 milyar liranın yine istihdamını koruyan işletmelere bir kredi paketi oluşturduk. Şunu söylemeye çalışıyorum. Bir taraftan makro istikrarı güçlendirip maliyetleri düşürmeye, belirsizlikleri azaltmaya, yatırım ortamını iyileştirmeye çalışırken yatırımı, ihracatı, destekleyici, seçici kredi programlarını hayata geçiriyoruz. Bunu önümüzdeki dönemde de kararlı bir şekilde devam ettireceğiz.
Türkiye'nin bu istikrarlı duruşu, güvenli liman oluşu, dünyada da elbette bir yankı buluyor, bir karşılık buluyor. Gittiğimiz toplantılarda, ziyaret ettiğimiz ülkelerde de bunu görüyoruz. Türkiye'ye bakışın nasıl iyileştiğini görüyoruz. Bunun yansımalarından biri de doğrudan yatırımlar. Geçen yıl gelen uluslararası sermayenin de nitelikli olduğunun altını çizmek isterim. İmalat sanayiine, işte ticarete, bir takım üretim alanlarına geldiğini görüyoruz. Yani gayrimenkulden ziyade böyle daha üretken alanlara gelen bir sermaye akışı yatırımların olmasını, belli firmaların, bölgesel ofislerinin Türkiye'ye kaymasını bekliyoruz. Bu yönde de kolaylaştırıcı bir takım adımlar atacağız.
Bölgemizdeki savaş, yaşanan gelişmeler, Terörsüz Türkiye'nin ne kadar isabetli ve öngörülü bir inisiyatif olduğunu herhalde hepimize daha iyi gösterdi. Bölgemiz üzerinde emperyalist bir takım hesapların, tuzakların kurulduğu bir dönemde iç cephemizi güçlendirdik. Bu da önemli bir tecrübe. Keşke her alanda böyle, birçok alanda daha doğrusu böyle olsa. Siyasi rekabeti anlıyoruz ama yeri geldiğinde bütün partilerin milli konularda ülkemizin bekasını, geleceğini ilgilendiren konularda bir araya gelebilmeleri, konuşabilmeleri, ortak tavır sergileyebilmeleri çok kıymetli. Bir taraftan da bunun çeşitli düzenlemelerle sağlıklı bir şekilde yürümesi. Bu noktada da yine en büyük görev tabii ki Meclisimizin takdirinde olan hususta.
Ayrıntılar geliyor...