Çok Bulutlu -0.2ºC Ankara
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kahramanmaraş
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kilis
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Şanlıurfa
  • Şırnak
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak
Gündem
TRT Haber 09.01.2026 20:54

Bakan Fidan: Halep'te paralel yapı ortadan kalkacak

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Halep'te başlayan sürecin yakın zamanda bitip oradaki paralel yapının da ortadan kalkıp tek bir devletin vatandaşlarına hizmet vermeye başlayacağı anın geleceğine inanıyorum. Olması gereken de budur" dedi.

Bakan Fidan: Halep'te paralel yapı ortadan kalkacak

Bakan Fidan, Türkiye'nin dış politika gündemi ve uluslararası alandaki son gelişmelere ilişkin merak edilen soruları, TRT Haber özel röportajında yanıtladı.

2025 yılının diplomasi açısından fevkalade yoğun geçtiğini belirten Bakan Fidan, yeni yılın ilk günlerinde ortaya çıkan küresel krizlerin, 2026'nın çok daha hareketli bir dönem olacağını gösterdiğini vurguladı.

"2026’ya krizlerin gölgesinde giriyoruz"

Yeni yılın hemen başında Yemen, Somaliland, İran, Venezuela ve Grönland krizlerinin peş peşe patlak verdiğine dikkat çeken Fidan, bu durumun bir önceki yıldan devreden sorunların evrilerek yeni başlıklara dönüşmesi olduğunu ifade etti. Fidan, "Bunların hepsinin arka arkaya gelmesi, daha yılın ilk başında aslında bizi nelerin beklediğinin birer işareti." değerlendirmesinde bulundu.

 

Filistin ve ateşkes süreci: "İkinci aşamaya geçeceğiz"

Bakan Fidan, 2025 yılında Türkiye'nin enerjisinin büyük bir kısmını yakın coğrafyadaki çatışmaları sonlandırmaya harcadığını belirtti. Özellikle Gazze'deki duruma dikkat çeken Fidan, şunları kaydetti;

Filistin meselesi bizim için fevkalade önemli. Oradaki soykırım hem milletimizin vicdanında hem de devletimizin stratejik zihninde kanayan bir yaraydı. Bunu durdurmak için elimizden geleni yaptık. 2025 yılında atılan önemli diplomatik hamlelerle nihayetinde, ağır aksak da olsa, bir ateşkese ulaşıldı. Şimdi bunun ikinci aşamasına geçmek için çalışacağız.

Bölgesel ve küresel barış vizyonu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu "adil ve kalıcı barış" ilkesi çerçevesinde hareket ettiklerini hatırlatan Bakan Fidan, Rusya-Ukrayna savaşı, Kafkaslar'daki durum ve Suriye meselesinde gerginliği azaltmak için yoğun çaba sarf ettiklerini söyledi.

 

Fidan, bölgesel konuların yanı sıra Türkiye'nin milli güvenliğini doğrudan ilgilendiren Ege, Akdeniz ve sınır ötesi terörle mücadele konularının da gündemdeki ağırlığını koruduğunu belirtti. Ayrıca Batı Balkanlar ve Avrupa Birliği ile ilişkilerin de geçen yılın önemli başlıkları arasında yer aldığını ifade etti.

"Türkiye dış politikada olağanüstü bir performans sergiledi"

Küresel sistemin daha adil bir yapıya kavuşması için Birleşmiş Milletler (BM) reformu taleplerini her platformda dile getirdiklerini belirten Bakan Fidan, şunları kaydetti;

Afrika'nın Sahel kısmında olan konular, Asya-Pasifik'teki birtakım konular. Bunların hepsi gerçekten gündemimizdeydi öncelik sırasına göre. Çok şükür, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde 2025 yılı diğer ülkelerin performansıyla kıyaslandığı zaman bizim dış politikada bütün alanlarda olağanüstü performans ortaya koyduğumuz bir yıl oldu. Bunun hani ölçülebilir rasyonel parametreleri nelerdir? Dış politikanın alanı vardır; Hangi alanlarda menfaatinizi ileri götürürsünüz, hangi alanlarda sıkıntıları bertaraf edersiniz? Bu fevkalade önemli. Hiç yaptırıma uğramamışsınız, var olan yaptırımları kaldırıyorsunuz, enerji anlaşmaları yapıyorsunuz, ihracatınızı artırıyorsunuz, daha fazla turist getiriyorsunuz, bağlantı yolları açıyorsunuz, kapalı petrol boru hatları işlemeye başlıyor. Dünyadaki ve bölgedeki diğer krizlerden etkilenenlerden daha az etkileniyorsunuz.

"2025 fevkalade iyi bir yıl oldu"

Dış politika ortamı gerçekten bazılarının "vahşi" diye nitelendirdiği, artık kuraldan tamamıyla bağımsız hale gelmiş, ancak bu fırtınalı havada usta kaptanların yürütebileceği, yüzdürebileceği bir gemi. Cumhurbaşkanımızın da yıllar içerisinde ortaya koyduğu ustalık, liderlik; işte bu zamanlarda bizim işimize yarıyor. Onun için 2025 yılındaki dünya krizlerini ve bölgesel krizleri yönetme, minimum zarar görüp kendi gündemimizi maksimum şekilde ilerletme konusunda çok şükür fevkalade iyi bir yıl oldu bizim açımızdan. Ama dünya için, dünyanın geneli için, bölge için inanılmaz sıkıntılar, problemler de var.

"Parametreler kendiliğinden değişti"

İkinci Dünya Savaşı sonrası sistemin kurulmasında o zamanın ana muzaffer devleti olan Amerika Birleşik Devletleri ki Soğuk Savaş döneminde de öncü rol oynadı ve galip geldi, onun koyduğu kurallar etrafında şekillenen bir uluslararası sistemden esas itibariyle söz ediyorduk. Daha sonra bu kurallar başka ülkeler, başka aktörler, başka menfaatler tarafından da evrildi, birtakım yan unsurlar çıktı. Trump’ın iktidara gelmesiyle beraber Trump dedi ki; "Ben bu sistemi bu haliyle kabul etmiyorum. Amerika da kurmuş olabilir ama daha sonra ortaya çıkan realite Amerika’nın lehine çalışan bir realite değil. Ben bununla çalışmayacağım ve ben bunu değiştireceğim." Şimdi bunu dediği andan itibaren başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere, Asya-Pasifik’teki klasik müttefikleri olmak üzere birçok müttefiki için konu başka bir renk kazanmaya başladı ve dünyanın, Amerika’nın etki ettiği, etmediği bütün olaylardaki değerlendirme parametreleri kendiliğinden değişti.

"Birçok ülke artık otomatik pilot modundan çıkmak zorunda"

Ani değişimi görüp analiz edip bir politika belirlemek gerekiyordu. Bizim 2025’te en iyi yapmaya çalıştığımız şey, 2026’da da yapmaya çalışacağımız şey bu olacak. Artık hiç kimse uluslararası ilişkilerde otomatik pilota bağlı değil. Amerika’nın mevcut sistemden çekiliyor olmasıyla birçok ülke artık otomatik pilot modundan çıkmak zorunda. Kendi politikalarını anlık, günlük alınacak kararlarla yönetmek zorunda. Bu giderek daha da zorlaşan bir denklem haline geliyor.

"Belirsizliğin arttığı bir dönemdeyiz"

Kısaca şunu söylemek istiyorum; artık belirsizliğin daha fazla arttığı bir dönemdeyiz. Belirsizlik daha fazla artıyor, ustalığa daha fazla ihtiyaç var. Cumhurbaşkanımızın da tarihsel rolü tam da bu noktada daha da belirgin hale geliyor. Bu belirsizliğin yönetilmesi, ittifakların iyi oluşturulması, menfaatlerin iyi tanımlanması, beklentilerin gerçekçi olması, gerçekçi araçların ustalıkla ve büyük bir idealizmle kullanılması; bütün bunların hepsi aslında ideal ile realite arasındaki iyi dengeyi kurarak yürütmeniz gereken bir çaba ve kesintisiz bir çaba.

"Deve kuşu gibi başını toprağa gömmenin bir anlamı yok"

İnsan gerçekten kendi vicdanıyla şunu söylemek istiyor: Keşke geçtiğimiz yıl bu zamanlar yaptığım analizlerde yanılsaydım. Verdiğim demeçlerdeki hüküm cümlelerim, analiz cümlelerim yanlış çıksaydı, ben de "Ya tamam yanılmışız ama burada büyük bir hayır çıktı, maslahat çıktı" deseydim. Ama örgütle yıllardır yakından takip etmiş, savaşmış, mücadele etmiş, incelemiş, yeri gelmiş konuşmuş biri olarak geçmiş görevlerimizde aldığımız dersler var, bildiğimiz konular var. Maalesef SDG, PKK’nın bir uzantısı olarak şu karakteristik özelliği taşıyor; Güçle veya güç tehdidi olmadan herhangi bir konuda diyalog yoluyla bir şey yapma şansı yok kendiliğinden... Ya bir güç görecek ya da güç kullanma tehdidi görecek.

Diplomasiyi propaganda amaçlı, dünyada kamuoyu oluşturma amaçlı kullanıyorlar. Her iki taraf da 'Ben de şunu vereyim, sen de şunu ver' çizgisi yok. Bunun bir yere gitmeyeceğini artık görmeleri lazım. Yapacağınız şey bölgenin sahici insanlarıyla, sahici çözümler içerisinde kalmak. 'Diyalogdan yanayız' deyip gerçekte tam tersini yapan, sadece güç uygulandığı zaman pozisyon değiştiren bir aktör olduğunu herkes görüyor. Deve kuşu gibi başını toprağa gömmenin bir anlamı yok.

"Halep'te paralel yapı ortadan kalkacak"

Biz bunu baştan beri söylüyoruz. İlgili birimlerimiz, istihbaratımız, diplomatlarımız, askerlerimiz bu konuyu muhataplarıyla konuşuyorlar. SDG'ye iletiyorlar, Suriyelilere iletiyorlar. Ama burada maalesef baştan da öngördüğümüz gibi bir değişiklik olmadı ve bugün şu anda Halep'ten başlayan süreci de yaşamaya başladık maalesef. Ben burada sürecin inşallah yakın zamanda bitip oradaki paralel yapının da ortadan kalkıp Halep'te tek bir devletin bütün vatandaşlarına tek bir devlet kurumları üzerinden hizmet vermeye başlayacağı anın geleceğine inanıyorum. Olması gereken de budur. Devlet hizmetinde teklikdir ama vatandaşa da kuşatıcılıktır.

 

Bölgedeki ülkelerin istediği bir resim var, Amerika'nın istediği bir resim var; bunlar örtüşüyor. Sadece İsrail burada örtüşmüyor. İsrail "böl, parçala, yönet" taktiğiyle kendi güvenliğini sağlayan, kandan beslenen bir entite durumunda şu anda. Onu bir kenara bırakırsanız ki SDG'nin bunu bırakması lazım artık. Bu toprakların insanlarına sahici bir değer dönüşü yapmak istiyorsa... Yıllardır zaten bu topraklardaki insanların dinini, değerlerini küçümsemişsin. Daha sonra politika yapma adına değer sahiplenmesine başlamışsın. Kimsenin anlamadığı kavramları halka uzun yıllar anlatmışsın.

"Diyalog yoluyla olması gereken yere gelsinler"

Bu bölgenin realitesine aykırı hususlardan çıkıp bölgeyle sahici bir kucaklaşma istiyorlarsa ki adada da Öcalan'ın talimatları var. Bunu yerine getirmeleri gerekiyor. Artık jeostratejiyi bir kenara bırakıp gerçekten Kürtlerin geleceğini, maslahatını düşünüyorlarsa onları bölge halklarıyla ve devletleriyle daha fazla düşman etmeyecek nitelikli, sahici, barışa dayalı çözümler içinde durmaları lazım. Çok yukardan bakan, irrasyonel bir hareket olmaktan çıkmaları lazım artık. Realite onları kırar, iter. Aslında tarihte bin defa görülmüştür; bu musibeti yaşamaya gerek yok, buradan nasihat veriyoruz. Çıksınlar bu çizgiden, diyalog yoluyla olması gereken yere gelsinler.

"Yüzyıllık derin uykusundan bu coğrafya artık uyandı"

Suriye'nin yakın tarihinden devraldığı sorunları var. Temel sorun, bu sorunlara dışardan başka bir aklın etki etme çabası. Yemen'deki, Sudan'daki ve Suriye'deki konulara yakından baktığınız zaman; aynı örüntü içerisinde hareket eden birtakım unsurların bölgesel strateji üretme arayışında olduğunu görüyoruz. Bu konuda bölge ülkeleriyle hemfikiriz. Herkes bu resmin farkında. İslam dünyası uyandı. Bölgesel sorunların bölgesel ülkeler tarafından sahiplenilmesi politikası artık makes bulmaya başladı.

 

Sayın Trump’ın ortaya koyduğu dış politika çizgisi bizim de perspektifimizle örtüşüyor. Amerika’nın konuyu bölge ülkelerine bırakarak bir şey yapması bizim de perspektifimizle örtüşüyor. Bölge ülkelerinin olgunluk seviyesi bir noktaya ulaşmış durumda. Sorunları çözmeye yönelik ortak iradelerin çıkacağına inanıyorum. Bölgede istikrarın, refahın, huzurun baş göstermesi mümkün ama yolun çok başındayız.

"Anlaşmaya uyuyormuş gibi göstermeye çalışan bir İsrail var"

(Gazze barış planı) Bu noktada koordinasyonu yapan bizle beraber Amerika’nın açıklamasını açıkçası bekliyoruz. Nihai çalışmalar devam ediyor, işte görüş alışverişleri var, belli mekanizmalar var. Bu mekanizmaların oluşturulması, hangi ülkeler yer alacak, nasıl olacak, nasıl çalışacak, çok da farklı görüşlerin olduğu bir atmosferdeyiz. En son Cumhurbaşkanımızın Sayın Trump ile bu konuda görüşmesi oldu. Yaptığı görüşmede Gazze’deki ikinci aşamayı, Suriye’yi ve diğer konuları da detaylı olarak görüşmüştü. Miami toplantısında da gördük, ondan sonra da yaptığımız toplantılarda da ifade ettik. ikinci aşamaya geçişin belli şartları var. O şartların biz esas itibarıyla Filistin’e bakan, Gazze’ye bakan, Hamas’a bakan yönüyle tamamlandığını görüyoruz ama İsrail sürekli farklı şartları, farklı talepleri gündeme getirerek konuyu başka bir noktada tutmaya çalışıyor.

Aslında orijinal amacından vazgeçmiş değil, uluslararası kamuoyunun baskısından dolayı bu anlaşmaya uyuyormuş gibi göstererek gitmeye çalışan bir İsrail var. Müttefiklerimizle beraber haklı olduğumuz evrensel insan haklarının, insanlık onurunun, insanlık vicdanının talep ettiği konuları inşallah hayata geçirmede yılmadan mücadele edeceğiz. 

 

Önümüzdeki günlerde bu deklarasyon yapılır. Gazze’yi yönetecek komitenin netleşmesi için bir iki konu var. Gazze’nin yönetimi Filistinlilerden oluşacak bir teknik komiteye devredilecek. Asıl kritik konu istikrar gücünün hayata geçmesi. Gazze’nin yeniden imar planı var. Önemli olan bir Filistinli kardeşimizin daha ölmemesi ve çektikleri sefaletten bir an önce kurtulmaları. Cumhurbaşkanımız barınma konularında gerçekten çok hassas. Oradaki kardeşlerimizin barınma sorunu yaşıyor olması, soğuğa tabi olmaları bizi gerçekten çok üzüyor. Şimdi onu izole etmek için neler yapılabilir? Türkiye olarak çadırlar gönderiyoruz, girişlerde problem söz konusu bir de çadırlar her zaman için etkili olmayabiliyor. Orada belki konteynerlerin kullanılması daha iyi olur. Bizim de depremlerden kalma konteynerlerimiz var.

"Türkiye üzerine ne görev düşüyorsa yapmaya hazır"

Cumhurbaşkanımızın iradesi şu yönde; Gazze barış planının hayata geçmesi için Türkiye üzerine ne görev düşüyorsa yapmaya hazırdır ve yapacaktır. Bu bir irade. Bunun hangi alanda nasıl hayata geçeceği meselesi diğer ortaklarımızla beraber daha önce mutabık kalınmış kararlarla beraber yapılacak hususlar var. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı çıkarken belli konuların hayata geçirilmesinde sınırdaş iki ülkenin onayının veya koordinasyonunun alınması şartını getiriyor. Sınırdaş iki ülke Gazze’ye biliyorsunuz biri Mısır, biri İsrail. Bunlarla ilgili bir şeye ihtiyaç var. Amerika’nın Türkiye’nin oradaki gerekliliği üzerinde bir anlayışı var, bu konuda bir talebi var. İsrail’in şimdilik deklare ettiği buna bir karşı duruşu var. Bu nereye evrilecek, nasıl olacak bunu göreceğiz. Ama dediğim gibi biz insani yardım, yeniden yapılanma dahil olmak üzere barış gücü de dahil olmak üzere birçok konuda görev almaya hazırız ama şu anda netleşmiş değil. Temaslar, görüşmeler, bu noktadaki koordinasyon toplantıları devam ediyor.

"İsrail'deki fanatik tavırlar bizi etkilemiyor"

(Türkiye'yi hedef alan İsrailli siyasiler) Bu istisna olmaktan çıkıp bir günlük sıradan bir konuya dönmüş durumda İsrail politikasında. Özellikle hükümette yer alan radikal bazı bakanların dikkat çekmek için kendilerini meşhur yapmak için, çünkü biz onlara cevap verip onlarla aynı şekilde laf atarsak onların birdenbire takipçileri artacak, ‘Ben Erdoğan’la savaşıyorum, ben Fidan’la savaşıyorum’ gibi şeylere girecekler. Çünkü onlar da azınlık partilerine mensup işte ciddi görevleri olmayan bakanlar. Bunlar koalisyon hükümetlerinin hani pozisyon verilsin diye verdikleri bakanlar. Şimdi isimlerini bile söylemeye gerek yok. Burada hangi düzeyde devlet yönetiminde ciddiye alınacak düzeyde birileri bir şey söylediği zaman onlara tabii ki cevap veriyoruz. O bizim politik tavrımız. Ama İsrail’de ortaya konan fanatik tavırların, Cumhurbaşkanımızla ilgili, hükümetimizle ilgili, bizimle ilgili tavırları bizi etkilemiyor.

İstediğin kadar sosyal medyayla yönlendir, sene de yüz tane film çek; insan vicdanı, insan aklı, insan idraki fıtratı gereği bir noktadan sonra isyan ediyor. 'Yok daha o kadar da değil kardeşim' diyor. Bu yalanı sen on yıllardır devam ettirerekten orada bir yalan imparatorluğu kurmuşsun, dünyada bir illüzyon oluşturmuşsun Siyonizm adına ve bu illüzyon üzerinden orada şunu yap, burada bunu yap. Amerika'yı da belli çok sofistike yollarla Amerikan siyasetini kendine bağlayarak bölge ülkelerini veya seninle ilgili diğer ülkeleri kontrol altına almaya çalışmışsın Amerika üzerinden. Bugüne kadar gelmiş. Trump diye bir başkan çıkmış demiş ki: Ben bu illüzyonu tanımıyorum kardeşim, benim nereden menfaatim var, burada bir menfaatim var buna bakacağım, orada bir menfaatim var ona bakacağım.' Böyle durumda.

"Eşkiyavari politika ilerletme dönemi bitti"

Erdoğan diye bir lider çıkmış bu topraklardan yüzyıldır beklediğimiz ve ortaya yumruğunu masaya vurmuş ve demiş ki: 'Kardeşim artık haddinizi bilin, yeter. Gerçekten adalete, hikmete, insan haklarına, insan onuruna dayalı bir sistem olacaksa olsun. Onun dışında artık bu topraklarda, bu coğrafyalarda bu kadar eşkıyavari insanların gözünü boyayarak politika ilerletme, gündem ilerletme dönemi bitmiştir. Benimle beraber bu dönem bitmiştir' bunu ilan etmiştir Cumhurbaşkanımız. O mütevazı duruşu aslında dünyaya verdiği fevkalade büyük bir mesajdır.

"Güvenliğe dayalı bir platform kurarak gündemimizi ilerletmemiz gerekiyor"

Arap dünyasının kendi içinde bir yapısal durumu var. Arap Ligi'nin içinde bir Körfez grubu var. Körfez grubu Arap dünyasında oldukça etkili. Burada Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar gibi çok etkili ülkeler var. Ben bu ülkelerin ellerindeki imkanları bir araya gelerek kullandıkları zaman ne kadar hayırlı işler üretebileceklerini birçok alanda gördüm. Özellikle Filistin Temas Grubu'nda bu ülkelerin bir araya gelmesi birçok şeyi üretiyor. Ben yeni dönemde de artık aramızdaki kırgınlıkları, problemleri bir kenara bırakarak kendi aramızda güvenliğe dayalı bir platform kurarak gündemimizi ilerletmemiz gerekiyor. Artık bölgemiz dışarıdan kurtarıcı bekleme dönemini kapatmalı. Suudi Arabistan'la Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki gerilimin bir an önce sonlanması fevkalade önemli. Bu iki değerli ülkenin bir araya gelip sorunları çözmede iş birliği yapması gerekli.

Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır gibi çok büyük bölge ülkelerinin nitelikli iş birliği yapması fevkalade önemli. Arap dünyasındaki sorunların, klasik sorunların bir an önce çözülüp, Araplarla ilgili o genel kabul edilmiş çözümsüzlük ve umutsuzluk algılarının da ortadan kalkması gerekiyor. Ben bunun için gerekli olan bütün imkânların ve şartların mevcut olduğuna inanıyorum; çok da gerçekçi değerlendirmelere ve analizlere dayanarak. Burada biraz liderliğe, biraz vizyona, biraz iyi niyete ihtiyaç var ve biraz da idealizme ihtiyaç var açıkçası.

"Devam eden görüşmelerimiz var"

(Rusya-Ukrayna savaşı) Bu konuda mesaimizi çok alan bir konu; sayısız toplantılar, görüşmeler var, online toplantılar var, yüz yüze görüşmeler var. En son işte biliyorsunuz Paris'te birkaç gün önce liderler zirvesi vardı. Cumhurbaşkanımızı temsilen toplantıya iştirak etme durumumuz da oldu. Orada da öncesinde askeri heyetler toplandı, diplomatlar toplandı, ulusal güvenlik danışmanları toplandı ve sürekli devam eden bir süreç var. Bizim taraflarla liderler düzeyinde, bizim düzeyimizde devam eden görüşmelerimiz var. 

Burada bir, iki tane temel sorun var. Birisi toprakla alakalı bir konu; Donetsk'in yüzde 23'lük Ruslar tarafından şu anda kontrolü alınmamış bir yeri var. Ruslar kendi referandum ve deklarasyonlarıyla buranın kendilerine ait olduğunu söylüyorlar. Ukraynalılar da tabiatıyla diyorlar ki: 'Burası bizim toprağımız, biz bunu vermeyiz.' Şimdi bu sorunun bir çözülmesi gerekiyor. Bunun çevresinde olan birçok konu vardı. Bugünkü aslında yapılan Paris'teki tartışmalar da onu gösterdi; yapılacak olan bir anlaşma sadece Ukrayna ile Rusya arasında olacak bir anlaşma değil, aynı zamanda Avrupa ile Rusya arasındaki bir barış anlaşması olacak. Onunla ilgili çok madde var; alt belgeler, kağıtlar var. Avrupa güvenliği nasıl olacak, bununla ilgili birtakım konular var.

Ukrayna'nın güvenlik garantileri başlığı altında aslında Rusya'nın tekrar saldırması durumunda ne olacak konuları var. Bu konuda Avrupa'da Rusya ile barışını yapmak için Amerika'nın orada garantörlüğüne ihtiyaç duyuyor. Amerikalılar da belli bir noktaya kadar bunu garanti edebileceklerini söylüyorlar, belli noktalarda çekincelerini koyuyorlar ama büyük oranda istekleri karşılıyorlar; yeter ki ateşkes olsun.

"Ateşkesle ilgili üç tane husus var"

Geldiğimiz noktada ateşkes olması durumunda bu ateşkesle ilgili üç tane husus var: Bir ateşkesin gözlemlenmesi (monitoring ve verification dediğimiz konu); anlaşma var, kabul var ama buna uyuluyor mu? Bu mekanizma nasıl olacak? Askeri heyetler bunu tartıştılar, bununla ilgili genel bir çerçeve oluşturuldu, bize komutanlar Paris'te sunumunu yaptılar. İkincisi, Ukrayna'nın savunma gücünün, caydırıcılık gücünün temin edilmesiyle ilgili birtakım çalışmalar var, o nasıl olacak ona bakıldı. Üçüncüsü, bir taarruz olması durumunda anlaşmanın hilafına, nasıl bir mukavemet gösterilecek? Bununla ilgili genel kabuller, şartlar, planlamalar nelerdir, kim ne rol alacak? Bununla ilgili birtakım planlamalar var. Askeri planlamaların çerçevesini bu oluşturuyor.

"Karadeniz'in güvenliği fevkalade önemli"

Karadeniz'in güvenliği fevkalade önemli ve Karadeniz'deki NATO üyesi en büyük ülke olarak burada ana sorumluluğu Türkiye'nin üstlenmesi gerekiyordu. Sayın Cumhurbaşkanımız da Silahlı Kuvvetlere bu noktada gerekli müzakere talimatlarını vermişti, biz de bakanlık olarak bu noktada müzakereleri yürüttük. Yapılan planlama çalışmalarında Karadeniz güvenliğinin sorumluluğu Türkiye'de, bir barış anlaşması olması durumunda. Kara ve hava unsurları Fransa'yla ve İngiltere arasında bölünmüş durumda. Deniz alanı şu anda bizim daha çok yoğunlaştığımız alan.

ABD’nin Venezuela’ya müdahalesi ve Maduro

Bütün dünya Maduro'nun bir gece ansızın bir özel operasyonla bulunduğu yerden alınıp götürülmesine baktı. Aslında bu gelişimi adım adım görüyorduk, takip ediyorduk. Maduro'nun hem Güney Amerika'daki ülkelerle hem Amerika ile ciddi sorunları vardı. Gerekli yardım ve arabuluculuk, kolaylaştırıcılık konusunda biz de elimizden geleni yaptık. Ama sonradan gördük ki bu konuşmalar hiçbir yere gitmiyor. İki ülke arasında bir anlaşmazlık tırmanıyor. Yetmiyormuş gibi başka ülkeler de Venezuela'ya yaptırım uyguluyorlar, tanımıyorlar. Bütün bunların aslında bir diplomatik yolla çözülmesi fevkalade önemli. Cumhurbaşkanımızın da telkinleri hep taraflara bu yönde oldu.

 

Cumhurbaşkanımız kendileri de sorulduğu zaman cevapladılar; ben hani kayıtlara geçmesi açısından tekrar söylüyorum: Bize şöyle bir soru ve teklif gelmedi hiçbir zaman için; 'Maduro veya Maduro bizi arayıp ben Türkiye'ye gelmek istiyorum, beni kabul eder misiniz?' Böyle bir şey yok. Veya birisi başkası üzerinden 'Maduro size gelsin mi, kabul ediyor musunuz?' Böyle bir teklifle biz muhatap olmadık. Ama Maduro'ya yapılan teklifler var, o tekliflerden haberdarız. Ama bize birileri resmi veya gayri resmi 'bunu alır mısınız?' diye böyle bir şey yok, onu Cumhurbaşkanımız en yüksek ağızdan söylediler.

İran’daki olaylar

İran maalesef son 30 küsur yıldır büyük yaptırımlar altında. Takip ettiği küresel ve bölgesel politikalardan dolayı kazandığı avantajlar olduğu gibi bedelini ödemek zorunda olduğu hususlar da var ve bunların büyük bir çoğunluğu da uzun vadeli yaptırımlar olarak dönüyor. İran'ın çok dinamik, sofistike bir halkı var; yaşama arzusu yüksek, hayata katılma dinamiği çok yüksek bir halkı var, genç nüfusu çok fazla. Bunların hayattan beklentileri, gerçek hayatla olan ilişkileri, ekonomik imkan sahibi olmayla alakalı konular; buralarda bu yaptırımlardan dolayı ciddi tıkanmalar olduğunu görüyoruz.

 

Zaman zaman ülkede çeşitli bahanelerle bu yapısal sorunların geniş katılımlı gösterilere dönüştüğünü de görüyoruz. 2019'da bunu gördük, 2023'te gördük; her 3-4 yılda bir gerçekten büyük çaplı gösteriler oluyor. Aynı zamanda yurt dışından İran'ın rakipleri tarafından da manipüle edildiği de ayrı bir gerçek. Ha böyle bir realite de var. Mossad bunu gizlemiyor; kendi internet hesaplarından, Twitter hesaplarından İran halkını ayaklanmaya çağırıyor İran rejimine karşı.

"Somaliland adına büyük talihsizlik"

İsrail'in Somaliland'i tanımasını Somaliland adına olabilecek en büyük talihsizlik olarak görüyorum. Bundan büyük daha talihsizlik ne olabilir ki bir Müslüman topluluk için, bir Müslüman politik entite için? Seni hiç kimse tanımıyor, tanıya tanıya İsrail tanıyor. O da sen olduğun için değil, bir şer amaca, onun bir bölgesel politikasına hizmet etmen için. Allah seni eğer buna düçar ettiyse, bu büyük bir aslında zillettir ve cezadır. Demek ki insanın kendisini kontrol etmesi gerekiyor.

 

Somaliland projesi iki sene önce hayata geçirilecek olan bir projeydi. Biz ne zaman ki Etiyopya ile Somali'yi bir araya getirdik, bunları birleştirdik birdenbire bu proje o an itibarıyla akım kaldı. Ama daha sonra birileri tekrar bunu, İsrail bölgede kendini yalnız hissedince Gazze soykırımı sonrası tekrar başka bir planı devreye sokmaya başladı. Somaliland'e baktığınız zaman Aden Körfezi'nin hemen güneyini kontrol ediyor, kuzeyinde de zaten Yemen var. Hem Yemen hem Somaliland Aden Körfezi'ni kontrol altına alıyor. Bu ne demektir? Babülmendep'in girişini kontrol altına almaktır. Bunu biraz coğrafya bilgisi olan, biraz jeostratejik kültürü olan herkes haritaya baktığı anda ne türden bir oyunun eş zamanlı döndüğünü de görüyor. Çok şükür buna yönelik tedbirlerimizi aldık, diplomatik temaslarımızı büyük bir hızla kurduk, yine İslam dünyası olarak bölge ülkeleri olarak bir iş birliği geliştirdik. Batılılarla da hemen müzakere ettik, başka herhangi bir ülkenin tanımaması konusunda ciddi bir çaba koyduk. Yani çok şükür o ilk gün beklenen ülkelerin hiçbir tanımadı, inşallah da tanımazlar.

Türkiye-ABD ilişkileri

2026 yılı içerisinde ben 2025'te mesaisini verdiğimiz birçok konunun inşallah neticesini almaya başlayacağımızı düşünüyorum. Halkbank davası başta olmak üzere, CAATSA ve diğer yaptırım alanları olmak üzere ki diğer yaptırımlarda zaten bir çözülme başlamıştı, bunların biz neticesini almaya başlayacağımızı düşünüyorum. Özellikle ticaretteki artışın daha iyi olacağını görüyorum. Bölgesel dayanışma fevkalade önemli. Bunu hani özellikle Gazze'deki Amerika'nın yapıcı rolünün devam etmesi önemli, Suriye'deki Trump politikalarının devam etmesi önemli. Bunlar bölge istikrarı açısından önemli.

Ukrayna'daki barışı isteyen, ateşkesi önceleyen Amerikan politikalarının devam etmesi önemli. Bu Trump yönetimiyle mümkün olan şeyler yani bu politikalar bizim yakın çevremizde fevkalade önemli. Kafkaslar'daki barışı destekleyen, Azerbaycan'a da önem veren Ermenistan'ı da barışa zorlayan bir Amerika; bizim bölgedeki hedeflerimizle Trump'ın hedeflerinin örtüştüğünü görüyoruz yani Rusya'da, Azerbaycan-Ermenistan, Suriye ve diğer yerlerde. Burada başka aktörlerin de Amerika'ya etki etmesi mümkün olabilir, Gazze'de faz değiştirmesi sıkıntılı olabilir. Bu konuda çok yoğun bir mesai vermemiz gerekiyor diplomatik olarak tabii bunlar bizim işimiz, bunları yapmaya çalışıyoruz. 

Afrika'da Libya başta olmak üzere, Sudan başta olmak üzere bizim için de önemli olan Afrika'nın da sorunlu konuları olan konuları Amerikan etkisini daha yapıcı bir şekilde nasıl yönlendirebiliriz o konuda çalışmalar önemli. Bu konuda Amerika ile yürüyen diplomatik çalışmaların ben 2026'da da inşallah faydalı neticeler ortaya koyacağına inanıyorum.

Trump'ın Grönland açıklamaları 

Şimdi bir Grönland hadisesi var önümüzde. Bize gelecek etkiler açısından değerlendiriyorum uluslararası ilişkilerdeki olayları. Bu Grönland'de olması muhtemel birtakım senaryoların doğrudan veya dolaylı etkisi bize nasıl olabilir tabii onlara bakmamız gerekiyor. Doğrudan etkisi Avrupa'ya, Avrupa güvenlik mimarisine, transatlantik ilişkilerine muazzam bir gerilim ve yük getirecek onu görüyoruz. Danimarkalıların bu konuda ortaya koyduğu çok ciddi bir tavır var. Avrupalı liderlerin geçen gün bir açıklamayla 8 ülkenin bunu açıktan Danimarka'nın pozisyonunu değerlendirdiğini görüyoruz. Önümüzdeki hafta Amerikan Dışişleri Bakanı ile Danimarkalı bir heyet bir araya gelip bu konuyu görüşecekler. Burada ortada bir yol bulabileceklerini ben düşünüyorum yani bu bir konu alanı.

Diğer taraftan Çin politikasında ve orada olan birtakım şeyler önemli çünkü bu dünya ticaretini direkt etkileyen konular. Tabii ki İran'la ilgili Amerika'nın alacağı karar da önemli çünkü bizim yanı başımızda olan bir hadise. Demem o ki bizimle birebir ilişkilerdeki seyri önemli olduğu gibi dolaylı diğer üçüncü ülkeler üzerinden olacak konular da bizi etkileyecek. Şimdi bütün bunların hepsini biz yakından takip ediyoruz. Bu konularda zaman kaybetmeden önleyici diplomatik tedbirlerin alınması konusunda da gerekli adımları atıyoruz. Yani yoğun bir uğraşı ve mesai gerektiren yeni bir yıla girdik.

2026 yılının tekrar bütün vatandaşlarımıza, milletimize, insanlığa yani hayırlar getirmesini diliyorum. Türkiye olarak, Türkiye'nin Cumhurbaşkanımızın liderliğinde biriktirdiği bütün gücü, itibarı, imkanı sadece halkımız milletimiz için değil, bölgemizin ve insanlığın refahı için kullanmak için sonuna kadar çalışmaya devam edeceğiz. Bu konuda son derece kararlıyız. Bizim dış politikamızın temel pusulası da bu. Bölgemize barışı, istikrarı ve refahı getirmek. Kendimiz için ne istiyorsak başkası için de onu istiyoruz. Bu bizim ahlakımızın ve inancımızın gereği.

Sıradaki Haber
Suç gelirlerini aklayan 44 şüpheli tutuklandı
Yükleniyor lütfen bekleyiniz