Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Kılıç, TRT Haber özel röportajında gündeme ilişkin soruları cevapladı.
Kılıç, konuşmasının başında Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında vurgulanan, Türkiye'nin ve bölgenin güvenlik, istikrar ve refahını tahkim etmeye matuf adımların kararlılıkla süreceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Kılıç, bölgede yaşanan gelişmelere ve küresel sistemin durumuna dikkati çekerek şunları kaydetti;
Yaşadığımız bölge, etrafımıza baktığımız zaman gerçekten bir takım çatışmaların olduğu, sıcak çatışmaların da olduğu, örneğin Rusya-Ukrayna çatışmasında, savaşında, Suriye’de bazı gelişmeler, yine İran’daki yaşanan sosyal olaylar ve farklı açıları ve yine Amerika Birleşik Devletleri’yle İran’ın arasındaki şu andaki gerginlik... Bununla beraber Gazze’deki yaşanan soykırım ve bölgemizin hemen yanında cereyan eden, aynı zamanda Kuzey Afrika’daki gelişmeler, Yemen’deki gelişmeler... Ama bununla beraber İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hayata geçmiş olan uluslararası sistem, ortaya konan kurallar doğrultusundaki uluslararası ilişkileri düzenleyen yapılar, hepsi sorgulanan... Ekonomik olarak da Avrupa Birliği yanı başımızda, en büyük ticaret ortağımız ama orada da ekonomik anlamda da bir takım sorunlar yaşanıyor şu anda. Ama aynı zamanda güvenlik açısından da yani güvenlik algısı açısından özellikle bazı gelişmeler var.
Tüm bu gelişmelerin bir bütün olarak ele alındığını ifade eden Kılıç, Türkiye'nin izlediği stratejik sürece ilişkin şu ifadeleri kullandı:
Dolayısıyla hepsini bir araya getirdiğinizde bütün bunların yekunundan baktığınız zaman Türkiye’mizin, milletimizin, tüm vatandaşlarımızın ve soydaşlarımızın güvenliği, refahı ve huzuru için yapmamız gereken çalışmalar, atmamız gereken adımlar... Bunların hepsi bu başlığın altında çeşitli farklı senaryolar şeklinde ve farklı konulara farklı cevaplar şeklinde veya hatta o konulara gösterilmesi gereken destek, karşı duruş bunu nasıl adlandırmak isterseniz hepsini kapsayan bir şekilde yapılan çalışmalar. Bu noktada bunu sadece ve sadece jeopolitik olarak adlandırmak doğru olmaz.
Kılıç, şöyle devam etti;
Jeopolitik şüphesiz ki çok önemli bir unsur yani bulunduğunuz bölge, coğrafyanız biraz evvel söylediğim gibi bu tabii ki önemli çünkü şunu açıkça söylemek gerekir: Örnek veriyorum, bölgeye 2000, 3000, 4000 kilometre uzakta herhangi bir ülke ismi söyleseniz o ülkenin öncelikleri arasında belki bizim birinci noktada, ikinci noktada olan önceliklerimiz olmayabilir doğrudan milletimizi ve devletimizi ilgilendiren. Ama sadece jeopolitik olarak değerlendirmek, sizin de verdiğiniz örnek doğru; Somali, Etiyopya, Sudan... Bununla beraber aynı zamanda Nijerya ve etrafında yaşananlar, Güney Afrika’da yaşananlar, Güney Amerika bölgesinde yaşananlar, Kuzey Amerika’da yaşananlar... Bunların hepsi, Uzak Doğu, Çin’in de şu andaki hem ekonomik olsun hem farklı noktalardaki çalışmaları, Japonya’nın... Yani her şey, Hindistan’ın durumu gibi saydığınız zaman artık iç içe geçmiş bir dünyadan bahsediyoruz.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç: Dünyanın neresinde olursa olsun, bir insanlık dramı yaşanıyorsa, mazlumlar ve masumlar sıkıntı içerisindeyse, Türkiye’nin bu noktada söyleyecek sözü ve katkı vereceği noktalar olur. pic.twitter.com/BzSlN7jU88
— TRT Haber Canlı (@trthabercanli) January 28, 2026
Yani cebimizde, çantamızda bulundurduğumuz elektronik iletişim cihazlarıyla farklı isimler altında olan cihazlar bilgiye, habere ve gelişmelere anında ulaşmamızı sağlıyor. Dolayısıyla insanlar da, tüm insanlık açısından söylüyorum, her türlü konuya çok yakın takip içerisinde oluyor. Ama aynı zamanda biraz evvel saydığımız belki doğrudan coğrafyamızın hemen yanında olmasa da bizi etkileyen gelişmeler oluyor. Bu gelişmeler ticari olarak sizi etkileyebilir, sosyal olarak etkileyebilir, insani olarak etkileyebilir. Yani bizim dış politikamızın, Sayın Cumhurbaşkanımızın her zaman üstüne oturttuğu insani yaklaşımlı olan dış politikamızda dünyanın neresinde olursa olsun bir insanlık dramı yaşanıyorsa, mazlumlar ve masumlar sıkıntı içerisindeyse Türkiye’nin bu noktada söyleyecek sözü ve belki de katkı vereceği noktalar olur.
Suriye'deki yaşanan insanlık dramı, 15,16. senesine doğru artık ilerleyen, geriye baktığınızda bir süreçten bahsediyoruz. Ve bu dönem içerisinde Türkiye'nin ortaya koymuş olduğu yaklaşım, duruş ve aynı zamanda burada ürettiğimiz politikalar açısından baktığınızda, tabii ki net olan bir şey vardı. O da şuydu: Suriye'deki dramda en çok etkilenenler ve burada hayatını kaybedenler Suriye'deki insanlar, Suriye'deki masum insanlar. Onların güvenliği ve aynı zamanda farklı unsurlar içerisinde Suriye'de yaşayan farklı etnik yapı deyin, sosyal yapı deyin, belki inançları açısından herkesin bir arada yaşayabildiği, huzurun olduğu bir Suriye'nin her zaman bölgesi ve Türkiye için bir öncelik olduğunu biz dile getirdik.
Hatta eski zamanlardaki görevlerim esnasındaki şimdi bazı konuları hatırladığım zaman, doğal olarak insanlarımız unutabiliyor. Günlük hayatın içerisinde, günlük yaşamın içerisinde geçmişte yaşananlar bazen hatırlanamayabiliyor ama biz hatırlarsanız eğer, Suriye'deki dram devam ederken çok defalar Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak gidişatın doğru olmadığını, yanlış noktalara doğru ilerlendiğini, insanların hayatlarını kaybettiğini, terör tehlikesinin ortaya çıktığını, Türkiye açısından komşu bir ülkedeki bu terör tehdidinin birincil olarak bizi doğrudan etkilediğini hep dile getirdik. Sayın Cumhurbaşkanımız ta en baştan beri Suriye halkının huzuru, refahı ve güvenliği için atılan adımları ortaya koydu.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç: Sayın Cumhurbaşkanımız en başından beri Suriye halkının huzuru, refahı ve güvenliği için atılan adımları ortaya koydu. İnsanların Suriye’den kaçıp can güvenliklerini korumak istedikleri zaman sığındıkları ülke Türkiye oldu. pic.twitter.com/ggGYL9HVWJ
— TRT Haber Canlı (@trthabercanli) January 28, 2026
İnsanlar Suriye'den kaçıp can güvenliğini korumak istedikleri zaman sığındıkları nokta, sığındıkları ülke Türkiye oldu. Çok farklı noktalardaki katmanlar içerisinde mücadele verdik. Zaman zaman Türkiye'nin kendi güvenliği, ülkemizin güvenliği, milletimizin güvenliği için atılan adımlardan ağır eleştiriler, hatta eleştirinin ötesinde siyasi bir takım ön yargıların sonucunda bazı açık, bazı kapalı kısıtlamalar diyelim ambargo kelimesi burada çok doğru olmayabilir ama kısıtlamalar ile karşı karşıya kaldık. NATO ülkesi olmasına, NATO üyesi olmamıza rağmen bir takım savunma sanayi ürünlerinde kısıtlamalarla mücadele etmek durumunda kaldık. Bunların birçoğunun temelinde Suriye'de bugünün huzur ve refah ortamını inşa edebilmek için attığımız adımların yansıması olarak yaşadık bunları. Türkiye'nin tezlerinin bugün artık daha iyi anlaşıldığını düşünüyorum. Özellikle bazı başlıklarda tamamen anlaşıldığını düşünüyorum. En başta Suriye'deki insanların, Suriye halkının huzura, refaha kavuşması ve güvenliğe ulaşması açısından baktığınızda ne kadar haklı olduğumuz gün her gün ispatlanıyor.
Yani üzerinden biliyorsunuz bir seneyi biraz geçkin bir süre Esat rejiminin, Baas rejiminin düşmesinden geçti ve son bir yılı biraz aşkın sürede yaşanan gelişmelere baktığımızda Türkiye'nin ciddi manada çalışmalarıyla ve bunu açık açık söylemek lazım; Cumhurbaşkanımızın şahsi emeğiyle, şahsi takibiyle birçok ambargo Suriye hükümetine karşı kaldırıldı. Niye yapıldı bunlar? Suriye'nin refaha kavuşması, hükümetin doğru işler yapabilmesi için, mevcut hükümetin geleceğe doğru atılacak adımları doğru atabilmesi için bunlar gerekliydi. Dolayısıyla burada gerçekten yoğun bir çaba, yoğun bir mesai harcandı.
Son bir yıl içerisindeki Dışişleri Bakanımızın katıldığı toplantıların, çeşitli hükümet üyelerimizin katıldığı toplantıların, bizim bazı farklı noktalardaki katıldığımız çalışmaların içerisinde konsantrasyon hep aynı oldu: Cumhurbaşkanımızın belirlemiş olduğu Suriye'nin üniter yapısının korunduğu, toprak bütünlüğüne haiz olduğu ve hiçbir unsurun diğer bir unsurun üzerinde hakimiyet kurmadığı ve terörün sona erdiği, terör örgütlerinin alanlarının olmadığı bir Suriye'nin hayata geçirilmesi. Yani bu amaca doğru olan adımlarımızın artık çok çok daha iyi anlaşıldığını, hatta ve hatta anlaşılmakla kalmayıp bazı adımlarda da ciddi manada kabul edildiğini görmek doğru bir yolda olduğumuzun ispatıdır diye zannediyorum.
Çok hızlı gelişen ama aynı zamanda bizim açımızdan yaklaşımı ortaya koymak açısından söylüyorum iyi takip edilen, gelişmelerin hızlı bir şekilde değerlendirildiği ve adımların doğru atılması ile gelinen noktada şunu görebiliyoruz: Artık Suriye'deki, özellikle Türkiye'nin güneyi, Suriye'nin kuzey bölgesindeki huzursuzluk ortamının, herhangi bir terör örgütü tarafından ortaya konan huzursuzluk ortamının gelecek noktasında, Suriye için gelecek anlamında tehdit olarak algılandığını ve bunun olmaması gerektiği artık her tez tarafından kabul edilmiş durumda. Bununla beraber terör örgütü ve örgütün farklı uzantılarının bu noktadaki, yani YPG, PYD, SDG anlamında, gelecek için vatandaş tarafından, orada yaşayan insanlar tarafından, halk tarafından da hiçbir destek görmediği, belli noktalarda zoraki belki bazı pozitif demeyeyim de daha az eleştirel açıklamaların yapıldığı ama buna mukabil Suriye Merkezi Hükümeti'nin ve Suriye ordusunun güvenlik açısından kuvvetli ilerleyebildiği ama dikkatli ilerlemesi gereken bir dönemden bahsediyoruz. Ama yoğun bir şekilde amacın ve hedefin huzurun sağlanması, güvenliğin sağlanması ve barışın sağlanmasıyla alakalı olarak atılan adımlara yaklaşıldığını görmek doğru yolda olunduğu anlamında bize bir kuvvetli öngörü ortaya koyuyor.
Birçok farklı kurumumuzun, birçok farklı bu noktada STK'nın da yoğun çalışmaları var. İlk başından beri hep söylediğimiz şey; Suriye'nin halkının huzura ve barışa kavuşması için atılacak adımlar. Aynı zamanda devletimizin ve milletimizin güvenliğinin de sağlanmasıyla ilgili attığımız adımlar. İlk başından beri Türkiye olarak söylediğimiz şey net: Biz burada, yani Suriye'nin kuzeyi Türkiye'nin güneyi bölgesinde herhangi bir şekilde yeni bir devlet yapılanmasına, farklı bir devlet yapılanmasına müsaade etmeyeceğimizi ama bunu Suriye'nin geleceği için ve bölgenin güvenliği açısından etmeyeceğimizi hep söyledik. Zaten şu anda da artık kapsayıcı bir yapı içerisinde tüm unsurların temsil edildiği bir hükümetin Suriye'de her gün daha kuvvetli bir hale geldiğini görüyoruz. Bu aslında programın başında dile getirdiğimiz hem jeopolitik, hem insani dış politika hem de genel dünya politikası açısından baktığınızda insani dış politikanın yansımalarının en önemli unsurlarından biridir."
Dünya o kadar hızlı ilerliyor ki, zaman o kadar hızlı geçiyor ki; 15 sene, 14 sene önce Suriye'de yaşayan Kürtlerin Baas rejimi ve Esat rejimi tarafından haklarının verilmemesi, kendilerinin varlıklarının dahi kabul edilmemesinden dolayı çıkan bir fitili ateşlenen çatışmalar başlamıştı. Bugün baktığınız zaman mevcut Şam hükümeti, Suriye içindeki bütün bu farklı unsurların, etnik unsurların da hepsine Suriye vatandaşı olarak haklarını teslim etmiş durumda. Dolayısıyla Suriyeliler kazandı. Yani burada tüm Suriye'de yaşayan halkın ve halkların, Suriye halkının kazanımı mevzubahis. Bundandır ki zaten insanlar evlerine, yurtlarına, vatanlarına, topraklarına dönmek için mücadele veriyorlar ve bu da başlamış durumda. Dolayısıyla Suriyeliler kazandı.
“İran eksenindeki gerilimin diplomasi ve müzakere ile çözülmesi yolundaki çabalarımız devam ediyor"
— TRT Haber Canlı (@trthabercanli) January 28, 2026
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç: Hiçbir şekilde dışarıdan bir müdahalenin olumlu sonuç vermeyeceği noktasındaki düşüncemizi açıkça dile getirdik. pic.twitter.com/77CAdgJMtS
İlkesel olarak tabii ki yaklaşımımızda bugüne kadar yapılan tüm açıklamalarda, özellikle zaten Sayın Cumhurbaşkanımızın birçok toplantılarda, uluslararası görüşmelerde dile getirdiği, yine aynı şekilde hükümet üyelerimizin, Dışişleri Bakanımızın katıldığı birçok toplantıda hep dile getirmiş olduğu: Türkiye, İran'daki herhangi bir sosyal huzursuzluğun veyahut da herhangi bir İran'ın iç siyasetini ilgilendiren konunun İran'ın iç meselesi olduğu. Ve burada hiçbir şekilde dışarıdan bir tırnak içerisinde söylüyorum askeri müdahalenin veyahut da başka şekilde bir müdahalenin olumlu sonuç vermeyeceği noktasındaki düşüncemizi açık olarak dile getirdik. Aynı zamanda yapılan birçok görüşmede de diplomasi yoluyla herhangi bir sorunun, sorun her neyse bunun çözümü noktasında çalışılması gerektiğini hep altını çizdik. Türkiye olarak burada da hep yapıcı bir rol, yapıcı bir yaklaşım üstlendik. Dolayısıyla ümit ediyorum ki şu anda cereyan eden gerilimin, yani İran eksenindeki gerilimin de diplomasi, müzakere ve masadaki yapılacak olan bir müzakereyle çözülmesi yolundaki çabalarımız devam edecek.
Türkiye'nin zaten şüphesiz İran'ın komşusu olması hasebiyle, NATO üyesi olması, şu anda konuya karşılıklı olarak Amerika Birleşik Devletleri'nin içerisinde olduğu bir gerilimin olduğu yerde konuşabildiği herkesle konuşması doğrultusunda Türkiye'nin suhuletle ve tansiyonu düşürücü bir çaba içerisinde olması kadar doğal bir şey yok. Ama şunu söylerseniz doğrudan şunu yapalım, bunu şu şekilde edelim şeklinde değil de bir suhuleti sağlayalım, sonra konu neyse onun üzerinde çalışalım. Türkiye'nin bağlantıları, dünyanın çeşitli ülkeleriyle olan ilişkileri ama aynı zamanda dış politikasındaki ve Cumhurbaşkanımızın şahsındaki güven atmosferiyle beraber tabii ki insanların destek istemek için başvurabileceği ama aynı zamanda sözünün de ağırlığı olması hasebiyle suhulete davet açısından da çaba ortaya koyduğumuz bir dönem. Türkiye, Tahıl Koridoru Anlaşmasıyla doğrudan suhuleti ortaya koyabilecek, aynı zamanda iki savaşta olan unsur olsa dahi ülke olsa dahi burada bir barış yapısı içerisinde yer alabileceği ve buna önayak olabileceği, garanti edebileceği bir unsuru bir yapıyı hayata geçirebileceğini ispatladı.
Dünyada yaşanan sıkıntıların içerisinde bu sıkıntıları, bu sorunları çözüme yönelik olarak çaba sarf edebilecek olan ülkeler mevzubahis veya oluşumlar diyelim. Bir tarafta da maalesef bunu körükleyen bir durum olabiliyor. Yani olayın analizi açısından söylüyorum. Olaylarda bir taraf sorunu büyütebilir, diğer bir unsur küçültmek için uğraşabilir, öbür taraftan güvenlik sağlamak için veyahut da istikrar sağlamak için atılabilecek adımların olabileceği birtakım çalışmalar olabilir. Diğer taraftan da masayı kuran bir yapı olabilir. Şimdi bunların hepsini değerlendirdiğiniz zaman Türkiye bakın Tahıl Koridoru Anlaşmasıyla doğrudan suhuleti ortaya koyabilecek, aynı zamanda iki savaşta olan unsur olsa dahi ülke olsa dahi burada bir barış yapısı içerisinde yer alabileceği ve buna önayak olabileceği, garanti edebileceği bir unsuru bir yapıyı hayata geçirebileceğini ispatladı.
Aynı şekilde hem Rusya Federasyonu ile hem Ukrayna ile konuşabildiği ama aynı zamanda Avrupa ülkeleriyle, NATO ile ve farklı destek vermek isteyen veyahut da müzakere ortamı ortaya koymak isteyen tüm unsurlarla istişare içerisinde olabilen ve aynı zamanda birbirleriyle savaşta olan iki ülkenin temsilcilerini İstanbul'da müteaddit defalar bir araya getirmeyi başarmış bir diplomasi başarısı ve aynı zamanda güveni oluşturmuş bir ülke. Dolayısıyla bu sorunun içerisinde Türkiye bir unsur değil, iki unsur değil, üç dört unsur açısından birleştirici, sorunun masada çözülmesi için, diplomasi yoluyla çözülmesi için arabulucu olabilecek, güvenli bir istişare ortamı sağlayabilecek ve her iki tarafın da güven duyduğu bir birleştirici unsur olarak çalışmalarına devam ediyor. Bu çok değerli bir şey.
Rusya-Ukrayna özelinde konuşacak olursak, daha önceki yıllarda, geçmiş yıllarda başlayan, ilk başladığı zaman ben Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde milletvekiliydim. Dışişleri Komisyonu başkanıydım. Finlandiya'nın ve İsveç'in NATO'ya üyelik süreci vardı. Evet, o süreçleri yaşadık. Ondan sonra Tahıl Koridoru Anlaşması yapıldı. Çeşitli bölgelerdeki yoğun askeri ilerlemenin, askeri müdahalelerin yapılması ve onların durdurulması, yapılan farklı toplantılar... İlk kez bir araya geldikleri yer Cumhurbaşkanımızın da toplantıda olup orayı bir güvenli alan tabiri caizse ve güvenebilecekleri bir ortak dost olarak kendisinin de bulunduğu, başlattığı İstanbul'da oldu. Daha sonra birçok kere İstanbul'da bir araya gelindi. Bunu Türkiye başardı. Bunu Türkiye yapabildi. Uluslararası ilişkiler açısından değerlendirdiğinizde ve dünyanın geldiği noktayı değerlendirdiğinizde Avrupa Birliği bunu yapamadı. Veyahut da farklı başka birtakım uluslararası örgütler, organizasyonlar bunu başaramadı. Ama Türkiye bunu başardı.
Türkiye'nin her zaman çabası mümkün olduğu kadar diyalog ortamı oluşturarak burada Rusya ve Ukrayna savaşı sonlandırmaya karar verecekler. Sonuç itibarıyla üzülerek söylüyorum ki bu savaşın iki tarafı onlar. Birçok toplantılarda görüştüğümüz zaman hep bunu dile getirdik. Kararı onlar verecek ama bu kararı verebilecekleri altyapıyı oluşturmak, belki onu pozitif yani savaşın durması ve bitmesine yönelik olarak alınacak kararların alınabilmesi için bir altyapı oluşturmak, bir atmosferi ortaya koymak için çaba sarf etmek... Ve buna tabii ki Türkiye devam edecek. Her bulduğumuz fırsatta, her bulduğumuz imkanda bunun sona ermesi için mücadele vereceğiz. Çünkü insanlar hayatını kaybediyor. Yani her iki tarafta da hem askeri personel açısından kayıplar var, sivil insanlar hayatını kaybediyor. Bugün yanlış hatırlamıyorsam bir makalede okudum, 2 milyona yakın insanın artık hayatını bu savaştan dolayı askeri ve sivil kaybetmiş olduğuna dair bir hesaplama, bir istatistik ortaya çıkmış. Bu üzücü yani insanların hayatını kaybettikleri ve güven ortamının olmadığı, geleceklerinin olmadığı bir olgunun içerisinde olmaları çok üzücü.
Öncelikle Gazze'de şehit olan kardeşlerimizin şehadeti noktasındaki ortaya çıkan bu soykırım olarak değerlendirdiğimiz, bizim nezdimizde bir soykırım olduğunu düşündüğümüz İsrail'in Gazze'ye olan saldırısının sona ermesi. Sona erdikten sonra da Gazze'nin ve Filistin halkının gelecek ile ilgili olarak devletlerinin kurulması, daha doğrusu devletlerinin tanınan yapının artık istikrarlı bir şekilde geleceğe yürüyebilmesi açısından yapılan çalışmalar. Halkın güven içerisinde bir gelecek vizyonunun olması, çocukların, yaşlıların, kadınların hayatını kaybetmediği, üstlerine bomba yağdırılmadığı, füzelerin atılmadığı, fosfor bombalarının atılmadığı bir gelecek ve Gazze'nin tekrar yeniden inşasının çünkü biliyorsunuz şu anda yerle bir Gazze. Yani daha şu anda ne kadarının da ayakta kaldığını tam kestirememekle beraber alınan bilgiler ve gelen raporlar doğrultusunda çok ciddi manada Gazze'nin yerle bir edildiği ve insanların evlerinin barınaklarının kalmadığı anlamında bilgilerimiz var.
Dolayısıyla biz burada gücün nereye konuşlanmasından ziyade adaletin meşruiyetin ve sürdürülebilir bir barışın inşa edilmesi konusundaki çalışmalarımızı ortaya koyuyoruz. Dolayısıyla güvenlik ve istikrarın hayata geçmesi için çaba ediyoruz, yok olması değil. Burada da kullanılabilecek hangi mekanizmalar, hangi unsurlar var ise bunların hepsinin pozitif anlamda olumlu anlamda içerisinde çalışılması ve bunun peşine gidilmesi bütün amacımız bu. Yani Gazze'deki insanların huzur içerisinde yaşayabilmesi, evlerinden gitmek zorunda kalanların evlerine dönebilmesi ve son iki buçuk üç yıla yakın olan sürede yaşanan bu soykırımın, bu katliamın tekrar hayata gelmemesi, bir daha böyle bir şeyin olmaması için ne yapabilirizin peşinde mücadele veriyoruz.
"Her ortamda Türkiye her zaman en üst şekilde Gazze'nin sesini duyurdu"
— TRT Haber Canlı (@trthabercanli) January 28, 2026
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç: Cumhurbaşkanımız uluslararası toplantılarda her zaman Gazze'yi gündemde tuttu. pic.twitter.com/vZckd2yXE4
Dolayısıyla bütün bu konuların içerisinde İslam İşbirliği Teşkilatında olsun, Avrupa ülkelerinde, Amerika Birleşik Devletlerinde, Birleşmiş Milletlerde, NATO toplantılarında her ortamda Türkiye her zaman en üst şekilde Gazze'nin sesini duyurmuştur. Sayın Cumhurbaşkanımız en başta olmak üzere her toplantısında her açıklamasında dikkat ederseniz her yabancı devlet başkanı ve hükümet başkanının ülkemizi ziyaretinden sonra yapılan açıklamalarda basın toplantılarında Cumhurbaşkanımız her zaman Gazze'yi gündemde tutmuştur. Bununla beraber uluslararası toplantılarda sürekli olarak yapılan bütün toplantılarda ülkemizi Dışişleri Bakanımız temsil ederek ve o toplantıların içerisinde yönlendirici bir unsur olarak yer almıştır. Keza farklı teşkilatlarımız, farklı devlet kurumlarımız aynı şekilde bu toplantıların çalışmaların içerisinde oldu. Yani bizim hep konsantrasyonumuz Gazze'nin geleceği açısından ve Gazzeliler açısından daha müreffeh ve huzurlu güvenli yaşayabilecekleri, yani bunu söylüyoruz hayatlarını yaşayabilecekleri, hayatlarının tehlikede olmadığı bir Gazze'yi nasıl hayata geçiririz? Bunun mücadelesi içerisindeyiz.
Bazı gelişmeler sizin kontrolünüzün dışında olur. Yani X ülke, Y ülkeye bir sıcak askeri müdahalede bulunur. Veyahut da farklı birtakım gelişmeler yaşanır. Ekonomik olaylar olur. Korona salgını zamanındaki sağlık pandemi bunlar sizin kontrolünüzün dışında olan, dünyanın da planlamadığı, öngöremediği, göremediği gelişmeler olur. Burada hemen proaktif olarak yapmanız gereken, almanız gereken birtakım adımlar gerçekleşir. Ama bunun haricinde planlı olarak gittiğinizde baktığınız zaman şimdi şunu görüyorsunuz yani krizi yönetme ve varlık gösterme... Türkiye açısından özellikle son 25 yıldır baktığınız zaman bir istikrarın, bir sürekliliğin ve bu noktada ciddi bir tecrübenin birikimi olarak ortaya konmuş olan ve var olan bir dış politika var.
Bunun temelinde de bakın şu anda Cumhurbaşkanımız, dünyadaki devlet ve hükümet başkanları ki artık devlet başkanları olarak baktığınızda en tecrübelisi. Dolayısıyla baktığınız zaman gerçekten burada çok taraflı bir dış politika vizyonu ortaya çıkmış durumda. Keza dış politikayla... sadece dış politika da değil; ekonomi anlamında, sosyal yapılar anlamında, ülkemizin çeşitli sanayi hamleleri, diğer farklı politikalardaki istikrar... Bunların hepsi sizin dış politikadaki gücünüzü ve alanınızı genişleten, size karşı güven duyulmasını sağlayan unsurlar.
“Türkiye küresel siyasette oyun kurucu”
— TRT Haber Canlı (@trthabercanli) January 28, 2026
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç: Türkiye, sahada varlık gösteriyor, ara buluculuk kapasitesine sahip. pic.twitter.com/mvWvffvgH9
Yani savunma sanayiindeki gücümüz ve onu destekleyen sanayilerimizdeki gücümüz olmasa, masadaki ortaya koymuş olduğunuz fikir, düşünce, yönlendirme o kadar etkili olmayabilir. Fakat siz bu noktada oyun kurucu tabiri caizse olduğunuz için, ki bunu gördük; yani Türkiye'nin verdiği destekler sonucunda çeşitli bölgelerdeki yaşanan sıkıntıların nasıl çözüldüğünü... Dolayısıyla burada çok taraflı bir dış politika vizyonu ve sahada varlık gösteren bir Türkiye ortaya çıkıyor. Bunun üzerine bir de arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık kapasitesi gerçek manada ve ciddi manada gelişmiş bir Türkiye var.
Hem diplomasinin içerisinde yer alan buradaki bürokrasimiz, uluslararası kurullarda yer alan Türk bürokratlar, uluslararası organizasyonlar, organizasyondan kastım bu NATO olabilir, Birleşmiş Milletler olabilir, AGİT olabilir, ASEAN olabilir, Latin Amerika ülkelerinin bir araya geldikleri çeşitli kurumlar olabilir. Bunu destekleyen aynı zamanda meclis diplomasisi anlamında milletvekillerinin ve millet meclisimizin buradaki ilişkileri; NATO Parlamenter Asamblesi, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi gibi kurullardaki çalışmalar... Dolayısıyla tüm buna baktığınız zaman ortaya çıkmış olan ve en üstünde dünyada şu anda tecrübesine ve geçirdiği olayların içerisindeki çözüm bulma kabiliyetini ortaya koymuş bir liderimiz var.
Dolayısıyla Türkiye bütün bunların birleşimi olarak baktığınızda; dün Nijerya Cumhurbaşkanı Türkiye'deydi. Çeşitli bölgesel, kendi bölgesel konularıyla ilgili olarak istişareler yapıldı. Bizim bölgemizle ilgili yapıldı ve dünya siyasetiyle ilgili yapıldı. Zaten basın toplantısında da bunlar açıklandı. Dolayısıyla Etiyopya, Somali konuştuk, buradaki gelişmeler... Bunların hepsine baktığınız zaman Türkiye’nin tek düzlemde değil birçok farklı düzlemde, birçok farklı konuda ve çok taraflı bir vizyon şeklinde bunun çalışmaları içerisinde olduğunu görüyoruz.
Cumhurbaşkanımız Aydın'daydı. Gerçekten yoğun bir tempo içerisinde; hem iç siyasette hem ülkemizin iç meseleleri hem de uluslararası konularda yoğun bir mesai içerisinde gündeme devam ediyor. Ama 2025 kolay bir yıl olmadı. 2025'e başlarken aslında biraz evvel konuştuğumuz Suriye bağlamındaki olaylar çok sıcaktı. Ne olacak, nasıl bir gelecek olacak, 2025'te nasıl bir ilerleme kaydedilecek, Suriye konusu nereye evrilecek, komşusu Irak, Lübnan, Ürdün nasıl bir durum olacak, Suudi Arabistan’ın tutumu ne olacak, İran'da ne olacak, Türkiye'nin kuzeyinde Rusya’da, Rusya ve Ukrayna savaşı ne olacak? Dolayısıyla kolay bir sene olmadı. Bu sene açısından Türkiye 2026'da iki önemli toplantıya ev sahipliği yapacak; hem NATO Liderler Zirvesi hem COP Zirvesi Türkiye'de olacak.
Bununla beraber bir takım uluslararası yine organizasyonlar ve toplantılar olacak. Ama aynı zamanda diplomatik anlamda yaptığımız uluslararası sistemin artık temel dinamiklerinin çok kutuplu bir yapı içerisinde ilerlediğinin ve bu noktada Türkiye'nin duruşunun ve Türkiye'nin taraf olduğu blokların yapıların, nasıl adlandırmak isterseniz önem kazandığı, Türkiye'nin bizzat kendisinin politikası, dış politikası ve duruşu açısından önemsendiği, desteğinin istendiği, aktif desteğine başvurulduğu bir durumdayız.
Dolayısıyla ümit ediyorum ki yakın coğrafyamızda istikrarı oluşturmak konusunda iyi bir yıl olur. Ama şu andan itibaren baktığınızda birtakım gerginliklerin gerçekten var olduğunu görüyorsunuz ve hepimiz bunları yakından takip edip "Nasıl daha huzurlu bir ortama geçebiliriz?" diye uğraşıyoruz. Arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık dediğimiz iki kelime çok önemli bir aslında temel unsur. Burada mutlaka ilerlemeler ve çalışmalar olacak. Şu anda aktif olarak hem arabuluculuğun hem kolaylaştırıcılığın uygulandığı, uygulanmaya çalışıldığı birtakım durumlar mevzubahis. Dolayısıyla özellikle farklı dil, din, ırk, etnisite çatışmalarının olmadığı, olursa da çok hızlı bir şekilde müdahale olup soğutabileceğimiz, huzura yönlendirebileceğimiz bir yıl olsun diye ümit ediyorum. Ama gördüğümüz kadarıyla yoğun başladık, yoğun bir yıl olacak tekrar. Ümit ederim ki tüm insanlık için hayırlara vesile olacak kararlar ve sonuçlar alabiliriz.
(Manchester City-Galatasaray ve Liverpool-Karabağ maçları) Ülke puanı açısından da çok önemli. Yani ülkemizin futbol UEFA sıralamalarında yer aldığı noktalarda yukarı çıkması için de puan önemli. Ümit ediyorum ki güzel bir maç olur, güzel bir sonuç olur. Karabağ'ın da bir mücadelesi olacak, onlara da başarılar diliyoruz. Fenerbahçe'nin de bir Avrupa yolculuğu var, orada da ümit ediyorum ki ülkemiz açısından güzel sonuçlar alırız.
Tabii bunlar da bu ağır konular ve yoğun konular içerisinde gündemin güzel başlıkları olarak ümit ediyorum ki bizi sevindirecek sonuçlar ve haberler ile bu akşam mutlu ederler. Hepsine başarılar diliyorum çünkü takımlarımızın hepsinin göğsünde Ay-Yıldız'ın attığını biliyorum. Onlar hepsi Türkiye’nin uluslararası spor camiasında temsil noktasında mücadele ediyorlar. Yine aynı şekilde, şimdi hatırlattınız aklıma geliyor, Zeynep kardeşimiz de teniste; Zeynep Sönmez şurada bir hafta önce Avustralya Açık Tenis Turnuvası'nda Türkiyeli bir Türk tenisçinin en üst geldiği tura geldi. Onu da tebrik ediyoruz, başarılar diliyoruz. Farklı branşlardaki tüm sporcularımız hem Türkiye hem kulüpleri açısından mücadele veriyorlar. Hepsine başarı diliyoruz. Ümit ediyorum ki bu akşam da TRT ekranlarında izleyicilerimiz güzel bir maç seyrederler. Türkiye'miz açısından da güzel bir sonuç elde ederiz, aynı zamanda Karabağ açısından da.