Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca İstanbul'da düzenlenen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi'nde (STRATCOM) 2026 yapılan panele katılan Maltepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Edibe Sözen Çetintaş, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Emin Babacan, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) İletişim Direktörü Jonathan Fowler, Pakistan merkezli Sanober Enstitüsü İcra Direktörü Dr. Qamar Cheema ve Bosna Hersek Cumhurbaşkanlığı danışmanı İsmet Fatih Cancar konuştu.
Çetintaş, krizlerin sürekliliğiyle başa çıkmak için dayanıklılık kavramının stratejik önemine değinerek, bir ülkenin krizlere karşı dayanıklı olması için toplumun ayakta olması ve toplumsal değerlerin canlı tutulmasının şart olduğunu söyledi.
Küresel STK'ların güvenilirliğinin sorgulandığına işaret eden Çetintaş, şeffaf ve samimi sivil toplum yaklaşımlarının yeniden tanımlanması gerektiğini aktardı.
Çetintaş, bilgi kirliliğinin krizleri derinleştirdiğini belirterek, büyük anlatıların ve söylemlerin yeniden sorgulanması gerektiğini söyledi.
Dünya genelinde krizlere karşı devletlerin tutumunun eleştirildiğine dikkati çeken Çetintaş, dünyadaki insan ticareti ve istismar vakalarına rağmen Türkiye'nin çocukların korunması konusunda örnek bir ülke olduğunu ve krizleri yönetebildiğini dile getirdi.
Babacan, Birleşmiş Milletler (BM) başta olmak üzere uluslararası kurumların hiçbir anlamının kalmadığını söyledi.
Mevcut güvenlik kuruluşları ve düzenin işlemez hale geldiğini kaydeden Babacan, "Eski güvenlik sorunları geri döndü. Güçlü, yapabileceği bütün şeyleri yapmaya başladı. Buna soykırım suçunu işlemek de dahil." dedi.
Ukrayna krizi ve İsrail'in Gazze'de uyguladığı soykırım başta olmak üzere pek çok krizin engellenmesinde hiçbir devletin etkili olamadığına dikkati çeken Babacan, "Batıda şekillenen sistemin ve değerlerin hiçbirinin anlamı kalmadı. Bugün ne kimse insan haklarından bahsedebilir ne de liberal demokrasiden. İnsanlığın kendisi tehdit altına girdi." ifadelerini kullandı.
Babacan, stratejik iletişimin uluslararası ilişkilerin en önemli konularından biri olduğunu vurgulayarak, "Türkiye, 2025 yılının sonlarında bütün bakanlıklarda acil durumlar ve savunma yönetimi konusunda daire başkanlıkları kurarak, krizlere yönelik devlet olarak önemli adımlar atmıştır." değerlendirmesinde bulundu.
Fowler, İsrail'in BM kurumunu hedef aldığına işaret ederek "Uzun vadeli siyasi hedefler doğrultusunda ajansı tamamen gayrimeşrulaştırmak amacıyla, bizi olmadığımız bir şey gibi göstermek için İsrail makamları tarafından bir dezenformasyon saldırısına maruz kaldık." dedi.
Fowler, Gazze Şeridi'nde yaklaşık 400 meslektaşımın öldürüldüğünü hatırlatarak, "BM tarihinde bu kadar çok insani yardım çalışanının öldürüldüğü başka bir olay hiç yaşanmadı." ifadesini kullandı.
Geçmişte uluslararası insancıl hukuk ihlalleri hakkında bir mahcubiyet duyulduğuna dikkati çeken Fowler, "Ancak şu an en dehşet verici şekilde Gazze'de bu ihlallerin utanmazca, neredeyse kutlanarak yapıldığını görüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Fowler, İsrail'in UNRWA'yı yasaklamasına ilişkin şöyle konuştu:
"(İsrail'in) kuruluşun (UNRWA) faaliyetlerini yasaklayan yasayı kabul etmesi ve ardından yetkililerin BM tesislerine el koymasına izin vermesi en şok edici örnekti. Uluslararası diplomatik hukuk kapsamında korunması gereken ofislerimize el konulduğunu ve kelimenin tam anlamıyla buldozerlerle yerle bir edildiğini gördüm. Savaş hedeflerini haklı çıkarmak için 'insansızlaştırma' her an meşrulaştırılıyor. Bu durum, ortak değerlere dayanan uluslararası hukuku riske atıyor ve eğer dünya bu şekilde devam ederse, bedeli en zayıf olanlar ödeyecek."
Cheema, küresel sistemdeki güç dengelerinin köklü bir değişimden geçtiğini belirterek, "Güç satranç tahtası artık önceki on yıllardaki gibi değil; güç artık tek başına bir ulusta değil." dedi.
Cheema, dünyaya hükmeden mevcut süper güçlerin bir güven krizi yaşadığını savunarak, "Büyük güçler çok büyükler ve çatışmaya, rekabete çok fazla dahil olmuş durumdalar. Güven eksikliği yaşıyorlar ve kendi kurdukları kurumları devre dışı bırakıyorlar. Mevcut süper güç güvensiz hissediyor, gücünü korumak için panikliyor ve uluslararası hukuku ihlal eden ahlaksız ve maliyetli kararlar alıyor." ifadelerini kullandı.
Küresel sistemde tek bir ulusun hakimiyet kuramayacağı bir döneme girildiğini kaydeden Cheema, "Pakistan ve Türkiye gibi orta ölçekli güçler, çoklu ittifak politikaları ve sürdürülebilir stratejik iletişimle, güveni yeniden inşa etmek için diğer aktörler arasında köprüler kurabilirler." değerlendirmesinde bulundu.
Cheema, dünyanın karmaşık bir karşılıklı bağımlılık çağında olduğunu belirterek, "Birbirimizden kopamayacağımız bir pop kültürü modeli gibiyiz. Sınır aşan suçlar ve ekonomik bağımlılık bizi birbirimize bağlıyor." ifadesini kullanarak, uluslararası alanda işbirliğinin gerekliliğine işaret etti.
Cancar, küresel yönetişimde "normalliğin" bir istikrar koşulu olarak tamamen ortadan kalktığını kaydederek, uluslararası sistemin korumasız kalan küçük ve orta ölçekli aktörlerinin artık kendi mikro ittifaklarını kurmaya yöneldiğini söyledi.
Rusya-Ukrayna Savaşı'ndan bu yana "sürekli kriz" halinin Balkanlar için yabancı bir durum olmadığını ifade eden Cancar, "Yeni normal, Balkanlar ve özellikle Bosna Hersek için aslında 'eski normaldir'. Büyük güçlerin bölge üzerinde kendi hegemonyalarını kurma çabası, kalıcı fay hatları ve çatışmalar üretmiştir." dedi.
Cancar, uluslararası sistemin son 80 yılına damga vuran kural temelli düzenin büyük bir kırılma yaşadığına dikkati çekerek, şunları aktardı:
"Büyük güçler artık uluslararası hukukun değerlerini ve normlarını savunmak istemiyor. Bunun sonucunda bölgesel güçler de artık toprak bütünlüğü ve siyasi egemenliğin kutsallığı gibi temel ilkelere kendilerini bağlı hissetmiyorlar. Son beş yılda Balkanlar, sınırların yeniden çizilmesi ve uluslararası düzenin temel postulatlarının sorgulanması nedeniyle önceki 25 yıldan çok daha fazla türbülans yaşadı."
Küresel düzenin zayıflamasının yerel aktörler arasında siyasi parçalanmaya yol açtığına değinen Cancar, bu durumun güvenlik paradigmalarını değiştirdiğini vurguladı.
Cancar, Balkanlar'daki istikrarsızlığın sadece bölgeyi değil, AB ve ABD'yi de doğrudan etkilediğini söylediğine dikkati çekerek, Türkiye'nin bölgede "büyük bir rol üstlenen kilit bir aktör" olarak önemini koruduğunu ifade etti.