Dışişleri Bakanı Fidan, Ürdün'ün başkenti Amman'da düzenlenen Kudüs konulu bakanlar toplantısına katıldı.
Kritik zirvelerin ardından TRT Arapça'ya konuşan Bakan Fidan, İsrail’in barış sürecini sabote ettiğini vurgulayarak, "İsrail’in yayılmacı politikalarına karşı diplomatik önlemler alınmazsa kriz küreselleşecek" uyarısında bulundu.
Bakan Fidan, açıklamasında şunları kaydetti;
Bugün gerçekten Amman'da tarihi bir toplantıya katıldık. Gün boyu da çok önemli görüşmeler yapma imkanımız oldu. Biliyorsunuz Körfez'de devam eden savaş, Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasından kaynaklanan bölgesel ve küresel sorun ve dikkatlerin buraya kayması, bizim dikkatimizi açıkçası Filistin meselesinden, Mescid-i Aksa'dan, Gazze'den, Batı Şeria'dan ayırmadı. Biz her ikisine de yoğunlaştık. Çünkü biliyoruz ki bir konuya dikkatimizi dağıtırsak, diğer taraftan Gazze'de, Mescid-i Aksa'da, Kudüs meselesinde ve Batı Şeria'da olanları İsrail daha kolay yapar hale gelecek.
Şimdi bugün 20'ye yakın İslam dünyasından ülkenin katılımıyla yapılan bu toplantıda tek bir gündem maddemiz vardı. O da Mescid-i Aksa'da son zamanlarda İsrail'in yapmış olduğu tecavüzlerin görüşülmesi ve ona karşı ne türden kolektif tedbirlerin alınacağı konusu. Bu konudaki görüşlerimizi hep beraber sarf ettik. Ciddi görüş alışverişleri oldu. Gerçekten İslam dünyasının seçkin ülkeleri bu konudaki hem endişelerini hem kızgınlıklarını hem de atılması gereken pratik diplomatik ve diğer adımları masaya yatırdılar.
Biliyorsunuz Ürdün tarihsel olarak Kudüs'teki kutsal yerlerin hamisi; yasal olarak o rolü üstlenmekte. Biz Türkiye olarak hem toplumumuzda hem Cumhurbaşkanımız, hem hükümetimiz, devletimiz Mescid-i Aksa'yı kendi kutsal yerlerimizden biri olarak görüyoruz. Buraya yönelik yapılacak her türlü tecavüz, bizim milletimizin değerlerine yapılmış kabul ediliyor. Dolayısıyla buna yönelik Türkiye'nin stratejik, diplomatik dokunuşları, girişimleri önemli. Bu konuda yoğun bir mücadele içerisindeyiz. Ürdün ile bugün Mescid-i Aksa konusunda ve Kudüs konusunda bir dayanışma mesajı verdik.
Diğer taraftan tabii 'Grup 4' olarak nitelendirdiğimiz Suudi Arabistan, Türkiye, Mısır ve Pakistan'ın katılımıyla yaptığımız bakanlar seviyesindeki toplantının bugün beşincisini yapmış olduk. Önemli bir toplantıydı. Burada da hem Gazze'deki süreci ele aldık çok detaylı bir şekilde. Çünkü orada biz dört ülke de barış planının hayata geçmesi için çok çalışan ülkeleriz. Mısır ve Türkiye zaten arabuluculuk rolü de üstlenmekte. Ama bizler özellikle barış planının işleyişinde İsrail'in ortaya koyduğu tavrı, hukuksuzluğu ve kural tanımazlığı; nasıl yönetilmesi, nasıl tepki konulması gerekiyor, o konuyu çok ciddi şekilde ele aldık. O konuda birtakım kararlarımız oldu, onları kendi liderlerimize ileteceğiz. Önümüzdeki günlerde ona ilişkin adımları göreceksiniz.
Diğer taraftan özellikle bölgede devam eden gerginliğin, Hürmüz Boğazı'ndan kaynaklanan sorunların ve yayılma riski gösteren savaş durumunun nasıl yönetilmesi, nasıl çözülmesi gerektiği konusunda da çok değerli görüşler serdedildi. Orada bizim durduğumuz yer belli. Cumhurbaşkanımızın baştan itibaren bölge vizyonuna yönelik, barışına yönelik vizyonu ortada. O konuyu detaylı ele aldık. Daha sonra dört ülke olarak üzerinde çalıştığımız bir bölgesel vizyon belgesi var, onunla ilgili değerlendirmelerde bulunduk. Bu açıkçası bütün bölgedeki sorunları kalıcı olarak çözmeye yönelik çerçeveyi çizecek ilk adım olacak. Aslında bu çok önceden bölgede yapılması gereken bir husustu ama inşallah bu konuları biz sistemli bir şekilde tamamlayarak adım adım bölgesel istikrarı, güvenliği, barışı temin edeceğiz kalıcı olarak.
(Gaza Barış Planı sorusu üzerine) Tabii memnuniyetle az önce de ifade ettim; sadece Mescid-i Aksa konusunu değil, Gazze'de yürüyen süreci, barış planının uygulanmasını da detaylı bir şekilde ele aldık. Hem yaptığımız ana toplantıda hem de Grup 4'ün toplantısında. Şunu sadece biz değil bütün dünya görüyor: İsrail'in barışla ilgili bir niyeti ve planı yok. Sadece bütün platformları kendi pozisyonunu ve illegal stratejilerini ilerletme adına kullanıyor. Tabii uluslararası toplum burada büyük bir sınav vermekte. Türkiye ve yakın müttefikleri her zaman bu gerçeğin altını çiziyoruz. Biz eğer İsrail'in bölgedeki yayılmacı politikalarını engellemeye yönelik bölge ülkeleri ve uluslararası toplum olarak gerekli diplomatik önlemleri almaz isek; bu sadece bölgesel bir kriz üretmekle kalmayacak, küresel bir kriz üretecek. Nitekim defaatle bunu da görüyoruz.
Bu çerçevede Gazze'de uluslararası toplumun seçkin aktörlerinin bir araya gelerek arkasında durduğu Gazze barış planının uygulanmasında Hamas'ın birçok üstüne düşen ödevi yerine getirdiğini görüyoruz ama buna mukabil İsrail'in her zaman için bir oyunbozanlık içerisinde olduğunu da görüyoruz. Bunu herkes görüyor. Şimdi görme aşaması artık net. Fakat önemli olan buna geliştirilecek olan tepkidir. Bu tepkinin formüle edilmesi ve hayata geçirilmesi gerekiyor. Aksi takdirde İsrail ile oturup bu konularda konuşmanın bir anlamı olmuyor.
Uluslararası toplum, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere ki planladığı Trump Barış Planı onun arkasına ülkeler destek koydu. Mısır, Türkiye, Katar, Amerika arabuluculuk yaptı. Bu konuda çok uzun mesailer harcandı. Gerçekten arkadaşlarımız gece gündüz çalışıyorlar. Ama günün sonunda, her ulaşılan noktada İsrail'in başka bir sorunu bahane ederek sürekli Filistinli çocukları öldürmesi, hastaneleri bombalaması ve barışla bir alakasının olmadığını göstermesi son derece iyi şekilde not edilmeli ve tavır konulmalı. Bu uluslararası toplumun öncelikli konularından biri.