AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısına ilişkin parti genel merkezinde açıklamalarda bulundu.
Erdoğan'ın tensipleriyle Merkez Yürütme Kurulu'nda (MYK) bir değişiklik yapıldığını belirten Çelik, Genel Başkan Yardımcısı, Çevre ve Şehircilik Politikaları Başkanı Sevilay Tuncer'in yerine, MKYK üyesi ve İstanbul Milletvekili Nilhan Ayan'ın getirildiğini söyledi.
MKYK üyeliği devam edecek Tuncer'e hizmetlerinden dolayı teşekkür eden Çelik, Ayan'ı tebrik ederek yeni görevinde kendisine başarı diledi.
Çelik, İstanbul'da gerçekleşen terör saldırısını tüm boyutlarıyla takip etmeyi sürdürdüklerini belirterek, İçişleri Bakanlığını ve polisleri tebrik etti.
Terörle ve teröristle mücadelenin tavizsiz bir şekilde süreceğini vurgulayan Çelik, şu ifadeleri kullandı:
"Tabii her eylemin hem görünür bir tarafı var hem de arkasında murat ettiği siyasi bir mesaj vardır. Hiçbiri tesadüfen ya da küçük bir grubun kendi kafasına göre karar vererek gerçekleştirdiği eylemler olmuyor. Onun siyasi hedefini, oluşturmaya çalıştığı provokasyonu tüm boyutlarıyla gördüğümüzün bilinmesini isterim. Dolayısıyla terörle ve teröristle mücadele ederken, aynı zamanda görünenin arkasındaki siyasi denklem oluşturma, provokasyon ve sabotaj odaklarıyla da mücadelemizi tavizsiz bir şekilde sürdüreceğimizi ifade ediyorum.
Adalet Bakanımız açıkladı. Adliyemiz, başsavcılıklarımız, savcılıklarımız bunun arkasından çok boyutlu bir soruşturma yürütüyor. Çeşitli illerde operasyonlar yapılıyor ve bu terör saldırısının bütün bağlantıları üzerine hassasiyetle gidiliyor. Dolayısıyla İçişleri Bakanlığımızın ve Adalet Bakanlığımızın koordinasyonunda, bu kritik uluslararası gündemde, ülkemizin içine dönük bu provokasyon ve sabotajı tüm boyutlarıyla ortaya çıkartacağımızdan milletimiz emin olsun."
Çelik, dünyanın gündeminin, İran konusu olduğunu ifade ederek, "İran'ın, ABD ve İsrail tarafından uğradığı haksız, hukuksuz, gayrimeşru ve gayriinsani saldırı, insani açıdan çok vahim sonuçlar doğurdu. Hem bölgesel barışı hem küresel barışı etkileyecek çok kötü neticeler oluşturdu. Bunu tüm boyutlarıyla hep beraber izledik.
Tabii Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeler önemli, tedarik zincirleri önemli, enerji konusu son derece önemli, gıda konusu son derece önemli ama en önemlisi, o bombaların altında sebepsiz yere can veren masumlar, mağdurlar var. Dolayısıyla biz barış dediğimizde bizim anladığımız daha çok masum kanı dökülmesin, daha çok insan mağdur olmasındır. Aynı savaşın ilk günlerinde okuldaki kız çocuklarının üst üste bombalamayla öldürülmesi gibi asıl baktığımız yer, o masum kız çocuklarının hayatıdır, artık söz konusu olmayan geleceğidir." diye konuştu.
Önemli olan hususun, kalıcı ateşkesle birlikte barışın çerçevesinin ortaya çıkması olduğunu kaydeden Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bir gecede sizi taş çağına çeviririz.' ya da 'Bir gecede bir medeniyeti yok ederiz.' gibi ABD-İsrail saldırganlığının, söylemlerinin herhangi bir barış perspektifine hizmet etmediği açıktır. Hemen arkasından o sırada kağıtlar gidip geliyordu. Bizim buradaki odaklandığımız nokta esas olarak, bir barış çerçevesinin, bir barış kağıdının ortaya çıkmasıydı. Ama geçici ateşkes meselesi konuları çözmüyor, önemli olan burada kalıcı bir şekilde barışa ulaşılmasıdır. Çünkü ortaya çıkan bu vahim insani tablo, enerji, tarım ve diğer alanlardaki krizler, kuşkusuz şöyle bir tablo ortaya çıkarıyor, görülmüştür ki aslında ulusal olanla bölgesel olan, bölgesel olanla küresel olan iç içe geçmiştir.
Ulusal olanın bölgesel olana, bölgesel olanın küresel olana etkisi arasında artık bugünün dünyasında bir mesafe kalmamıştır. Bu mesafenin olmaması demek, aslında herhangi bir ülkeye dönük haksız, hukuksuz bir saldırı yaptığınızda bir sürü insanı, insanlığın tamamını etkileyen birtakım tablolar ortaya çıkarmış oluyorsunuz. Tüm bu çerçevenin doğru bir şekilde değerlendirilmesi gerekir. Kalıcı barış olmadan sadece ateşkesin belli mevziler kazanmakla sınırlı bir tablo haline getirilmemesi gerekir. Bu çerçevede bunun değerlendirmesi gerekir."
İsrail'in ilk günden itibaren her türlü barış girişimini sabote ettiğini belirten Çelik, İsrail'in, halen Suriye'yi taciz etmeyi sürdürdüğüne işaret etti.
Çelik, İsrail'in aynı zamanda herkesin gözü Gazze'deyken, Batı Şeria'yı işgal etmeye dönük adımlar da attığını dile getirerek, "Oradaki yasa dışı yerleşimleri daha da genişletmeye, yeni yasa dışı yerleşimler açmaya dönük birtakım yaklaşımlar sergiliyor. Tüm bunun anlamı şudur, yani hiçbir şekilde İsrail'in barış istemediği ve daha çok kan dökülmesine dönük bir strateji izlediğidir. Bugün itibarıyla bütün dünya, ABD ile İran arasında bir barışın olması gerektiği konusunda, ABD ile İsrail hattının saldırılarını durdurması gerektiğine dair bir irade ortaya çıkarmışken İsrail, Lübnan'a saldırmaya devam ediyor. İsrail hükümeti diyor ki, 'Lübnan'ın içindeki Litani nehrine kadar olan bölge siviller tarafından boşaltılsın.' Litani nehrine kadar olan bölge siviller tarafından boşaltılsın ne demek? Neredeyse Litani nehrine kadar olan bölge Lübnan'ın üçte birlik alanını ifade ediyor. Ona 'Kendi topraklarındaki egemenlik hakkını bana devret' gibisinden bir cümle kurmuş oluyor bu şekilde yaptığı zaman." ifadelerini kullandı.
Söz konusu bölgede, yaklaşık 600 bin ila 1 milyon arasında sivilin yer değiştirdiğinin ifade edildiğini aktaran Çelik, şöyle devam etti:
"Önce hava bombardımanıyla Lübnan'ın önemli mevzilerini yerle bir etti. Litani nehrine kadar olan yerdeki insanları yerinden etti. 1 milyon kişiye yakın bir göçten bahsediliyor. Şimdi aynısını kara harekatıyla yapıyor. Yani Gazze'de gerçekleştirdiği bütün zulmü Lübnan'da gerçekleştirmeye çalışıyor. Bütün bunun anlamı, Cumhurbaşkanımızın Birleşmiş Milletler kürsüsünden defalarca sorduğu soruda gizlidir. 'İsrail'in sınırları neresidir?' İsrail kendi sınırlarına kendi kafasına göre karar veriyor.
Üstelik bunu teolojik bir şekilde, dini bir fanatizmle yapıyor. Bunu açıkça da ifade ediyorlar. Bu fanatizmin kendi siyasal çerçeveleri ve pusulaları olduğu şeklinde. Aynı şekilde Suriye'ye, Batı Şeria'ya dönük tacizi devam ediyor. Bir de şimdi çıkıyor, Amerika Birleşik Devletleri'nin İsrail'deki Büyükelçisi 'Şuralar şuralar şuralar İncil'e göre İsrail'in hakkıdır.' diyor. Şimdi burada, nerede uluslararası hukuk konuşacağız, barışı nasıl konuşacağız?"
Gelinen noktada Pakistan'daki toplantının son derece önemli olacağına dikkati çeken Çelik, "Çok kırılgan bir barış ortamı var. İran, 'İşte 10 maddenin 3'ü şimdiden ihlal edildi.' diyor. Barış görüşmesine Pakistan'a gidecek olan Amerikan heyeti adına yapılan açıklamalarda, bir müzakereden ziyade tek taraflı olarak İran'a ödev verme, mükellefiyet yükleme şeklinde bir yaklaşım var. Halbuki barış, karşılıklı atılması gereken adımlarla olur. Yani sonuçta iki taraf da köprüyü yürür ve köprünün ortasında buluşur." diye konuştu.
Çelik, esasında asıl sorumluluğun, bu savaşı başlatanların üzerinde olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:
"Bir devlete, barışçıl da olsa 'Şu programlarından vazgeç', 'Savunma sanayi ile ilgili şu sistemleri yapma', 'Egemenlik alanının üzerindeki şu boğazlar ya da şu topraklar üzerindeki egemenlik haklarını devret' gibisinden bir yaklaşım barışı getirmez. Çok temel bir prensip vardır. Barış yapmak istiyorsanız galip gelseniz bile aşırı şartlar dayatmayacaksınız. Hiçbir zaman şunu unutmayalım, saldırıyı İran başlatmadı. Netice itibarıyla İran halkı burada mağdurdur.
Burada doğru yolun bulunması için saldırıyı başlatanların bu çerçeveye riayet etmesi lazım. Tabii ki onların riayetiyle birlikte bu karşılıklı olacaktır. İran'ın da riayet etmesi gerekecektir. Ama şimdi bir taraf, hiçbir çerçeveye, ilkeye, prensibe riayet etmesin, öbür tarafa verdiğimiz ödevlerin tamamını yerine getirsin demek barış değildir, o teslimiyettir. Teslimiyet dayatmasıyla barış çıkmaz."
Çelik, barışın şu anda çok kırılgan bir halde olduğunu belirterek, bu kırılganlığın giderilmesi için bütün uluslararası toplumun destek vermesi gerektiğini söyledi.