Bu yıl beşincisi düzenlenen “NEXT TRT 2026”, İstanbul’da gerçekleştirildi. Açılış konuşmalarını Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran ile TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı’nın gerçekleştirdiği ve Zorlu PSM İstanbul’da düzenlenen etkinliğe, geleceğin şekillenmesinde önemli rol oynayan genç gazeteciler, akademisyenler, girişimciler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve binlerce genç bir araya geldi.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Duran: Türkiye'nin dünyanın geleceğine dair söz söylemesi gerekiyor
NEXT TRT 2026’nın açılış konuşmasını gerçekleştiren Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, farklı ülkelerden gelen gençleri bir diyalog içerisinde tutmaya, geleceği şekillendirme konusunda düşünmeye ve tartışmaya yönlendiren etkinlik düzenlemesi dolayısıyla TRT'ye teşekkür etti.
Yeni dünyanın herkese bir miktar endişe verdiğini ve bu endişenin yersiz olmadığını dile getiren Duran, gençlere seslenerek, “Şunu biliyorum, bu dünya sizin dünyanız olacak. Bizim gibi orta yaşların dünyası yavaş yavaş sizlerin eline geçecek,” dedi.
Duran, Palantir adlı ABD merkezli bir teknoloji şirketinin 22 maddelik bir manifesto yayımladığını aktararak, bu maddelerin bazılarını okudu. Bu manifestoda teknolojinin nereye gittiği, teknoloji şirketlerinin toplumu şekillendirmede, dünyaya bakışta nerede olduğu veya olacağını anlatan ifadelerin kullanıldığını kaydeden Duran, “Bu 22 madde içerisinde Amerika'nın yeniden nasıl konumlanacağı, teknoloji şirketleriyle devletin nasıl iç içe geçeceği ve teknoloji şirketlerinin imkânlarının nasıl askeri ve jeopolitik üstünlük için seferber edeceğini anlatan ifadeler var. Elbette bu yeni bir şey değil. Biz şunu biliyoruz. Teknoloji dediğimiz şey çoğu zaman savaşlarla gelişmiş fakat şimdi savaşlar teknolojiyi geliştirirken teknoloji tekrar savaşları güçlendiriyor. Bunun gerçekten hızlı bir sarmala döndüğü dünyanın içerisindeyiz,” diye konuştu.
İletişim Başkanı Duran, artık teknoloji şirketlerinin insanlara sadece birtakım mecraları, aplikasyonları sunmadıklarını aynı zamanda insanları kontrol eden, anlatılarını kuran çok etkili bir konuma geldiklerine işaret ederek, bu yazılımların hiç de masum olmadığını algoritmalardan, filtrelerden, yankı odalarından bildiklerini dile getirdi.

Son dönemde insanların yapay zekâya belli bilgileri verip "Nasıl karar almalıyım?" diye sorduğunu aktaran Duran, “Verilerden yola çıkarak bu teknolojileri kullanarak çok daha iyi doktorluk yapabilirsiniz, çok daha iyi ürün üretebilirsiniz. Fakat insan olmanın yerine geçecek kararları da ChatGPT'ye mi aldıracağız? Bu, çok önemli bir sorun.” dedi.
Duran, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bir çip takarak, onlarca dili rahatlıkla öğrenebiliriz. Buna doğru gidiyoruz ama o çiplerin takıldığı zihin, artık bizim mi olacak? Bilincimiz, hatta biraz daha öteye gidelim, vicdanımız nerede olacak? Şimdi bu büyük soruları soracağımız bir dünyaya gidiyoruz. Bu yönüyle baktığımızda elbette biraz endişe olması lazım ama endişeyle umudun aynı anda olduğu yerde üretkenlik olur. Daha iyi şeylerin olacağını, insanların sağlıklarının ve imkânlarının arttığı bir dönemde olacağımızı düşünüyoruz, bu umut verici yanı.”
İnsanların zihninde dolaşan kavramlar ve söylemeleri, geçmişte şairler, vaizler, rahipler, ideologlar, akademisyenler ve aydınların belirlediğini kaydeden Duran, “Peki bugünün dünyasında söylemleri kimler belirleyecek? Teknoloji şirketleri mi?” diye sordu.
İletişim Başkanı Duran, dijitalleşen ve yeni dünyayla olan karşılaşmanın birçok konuda tavır almayı ve sonucunda eyleme geçmeyi gerektirdiğini belirterek, “Akıntı içerisinde kaybolan, nereye gittiğini bilemediğimiz algoritmalarla bir o yana bir bu yana savrulduğumuz bir yerde olmamalıyız. Böyle baktığımda, yeni gelen dünyanın siz gençlerin yapıp etmeleriyle sahip çıkmalarıyla şekillenen bir yer olmasını ümit ediyorum. Teknoloji şirketlerinin birtakım tanımlanmış milli çıkarlarla üstünlük iddialarıyla oluşturduğu bir dünya olmasın isterim. Bu yönüyle baktığımızda çok daha meydan okuyucu bir dünyada olacaksınız,” ifadelerini kullandı.
Teknolojik rekabetin hemen arkasında uluslararası bir mücadele olduğunu dile getiren Duran, bugün artık çok kutuplu bir dünyayla karşı karşıya olunduğunu, ABD'nin kendisini, teknolojik üstünlüğünü ve hegemonyasını devam ettirecek bir yerde tutmaya çalıştığını söyledi.
Duran, teknoloji şirketleriyle kamuyu kontrol etmenin artık çok daha kolay hale geldiğini belirterek, “Bunu fark etmek zorundayız. Bu bir anlamda insanlığın özgürlük mücadelesi. Böyle baktığımızda, Orta Çağ'da bedeni köle ama kendisi hür olan insanların olabileceğini varsaydığımızda, bugün kendimizi hür zannederken yarı makineleşmiş ve zihinleri kontrol altına alınmış insanlar olmamalıyız,” diye konuştu.
ABD'nin teknoloji konusundaki üstünlüğü bırakmak istemediğini, Çin'in ise bu üstünlüğü ele geçirmek istediğini anlatan Duran, “Türkiye gibi orta büyüklükte görünen ama dünyaya verecek mesajı olan ülkelerin burada öne çıkarak dünyanın geleceğine dair söz söylemesi gerekiyor. Sadece söz söylemek değil, bir şeyler yapmak gerekiyor. Bu çerçevede Cumhurbaşkanımızın 'Dünya beşten büyüktür.' diye başlattığı ve sonra 'Daha adil bir dünya mümkündür.' dediği konu sadece bir söylem değil, bu bizim için birçok bölgede müdahil olduğumuz birçok krizde, paylaştığımız kapasitelerle yani yapıp etmelerimizle katkı verdiğimiz ve geleceğin şekillenmesine etki ettiğimiz bir alandır,” değerlendirmelerinde bulundu.
İletişim Başkanı Duran, Türkiye'nin elindeki imkanları haksızlıkların önlenmesi ve adaletin hakim kılınması için kullandığını vurgulayarak, şunları söyledi: “Türkiye'nin Libya, Karabağ, Suriye ve Afrika'nın birçok ülkeleriyle geliştirdiği ilişkilerdeki tavrı tamamen bununla alakalı. Böyle baktığımızda Gazze soykırımından bahsetmeden konuşmamı yapamam. Gazze'de yaşananlar iki şeyi gösterdi bize. Biri, değerler etrafında dünya siyasetinin gittiğini söyleyenlerin yalancılığını, bazı ülkeler söz konusu olduğunda her şeyi nasıl kenara bıraktıklarını bize gösteren ve çıplak bir şekilde gördüğümüz bir gerçeklikti. Batı'nın o liberal olduğunu düşündüğü, söylediği şeyin artık tabutuna son çivi çakılmış oldu. Gazze soykırımı sırasında gördüğümüz ikinci taraf var, bu hepimize umut veren ve hepimizi geleceğe dair heyecanlandıran bir tepkiydi. Bugün ABD'de Filistin sempatisi, İsrail sempatisinin üstüne çıkmış durumda. Avrupa'da, İsrail'e en fazla müdahil olması gereken toplumlardaki tepkiyi hepimiz gördük.”
İletişim Başkanlığı olarak hakikati korumakla ilgili bir gayret ortaya koymaya çalıştıklarını ifade eden Duran, Dezenformasyonla Mücadele Merkezi çerçevesinde bunu yaptıklarını, CİMER üzerinden Türkiye'deki vatandaşların taleplerini kamuya ileterek bunların karşılanması yönünde çaba gösterdiklerini belirtti.
TRT Genel Müdürü Sobacı: “Yankı odaları beraberinde kutuplaşmayı getiriyor.”
Etkinliğin ev sahipliğini yapan ve açılış konuşmalarını gerçekleştiren TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı, konuşmasında gençleri bugünün ötesine bakma ve geleceği daha adil ve daha insanı yaşama soruları etrafında bir araya getirdiklerini belirterek “krizler çağında insan kalmak meselesine” dikkat çekmek istediğini ifade etti.
Günümüzde yaşanan krizler çağının insan üzerindeki etkisinin insan üzerindeki etkisini ve bu çağın doğasını, ruhunu, dinamiklerini anlamadan doğru tespit etmenin çok mümkün olmadığını belirten Sobacı, “İçinde bulunduğumuz dönemin, çoklu krizler çağının insanın üzerine etkisine değinmeye çalışacağım. Bildiğiniz gibi aslında gündelik yaşamımız sosyal medya akışları, mesaj grupları bildirimler, video platformları arasında akıp gidiyor. Ve biz sabahtan akşama kadar aslında ciddi bir dikkat mücadelesi veriyoruz. Çünkü algoritmalar neyi ne kadar göreceğimize, bu dönemde kimi takip edeceğimize, neye güleceğimize, neye kızacağımıza, neye ne şekilde tepki vereceğimize müdahil oluyor, bizi yönlendirmeye çalışıyor. Bu anlamda aslında dikkatimizin bir maddi değere dönüştüğü, metalaştığı bir ekonominin ve verinin asıl sermaye olarak görüldüğü bir platform zeminin içinde yaşıyoruz. Literatür aslında kısaca buna dikkat ekonomisi ve platform kapitalizmi diyor,” ifadelerini kullandı.
.jpg)
“Dijital cemaatler” içerisinde yaşadığımızı belirten Sobacı, “Bu dijital cemaatler hep birbirine benzer. Bizim gibi olan insanlarla toplaşıyor, buluşuyor, benzer fikirlerle etkileşime geçiyoruz. Ve özellikle filtre balonları bağlamında aynı içerikleri tüketiyoruz. Bunun kaçınılmaz olarak yarattığı sonuç yankı odaları. Biz dijital cemaatler içerisinde bir takım yankı odaları üretiyoruz. Bu yankı odalarının içerisinde aslında gerçekle yalan arasındaki sınır da büyük ölçüde muğlaklaşıyor. Ve özellikle bu dönemde yani sosyal medya döneminde yalanın, yalan haberin viralitesini, yayılma hızını, dolaşım hızını da dikkate aldığımızda hakikatin bir duygunun, öfkenin veya aidiyet hissinin gölgesinde kaldığı bir yaşamı tecrübe ediyoruz. Tabiri caizse kendimizi hangi mahalleye ait hissediyorsak o mahallenin perspektifinden meseleyi analiz ediyor, sorunları ele alıyor ve tepki veriyoruz. Dolayısıyla yankı odaları aslında beraberinde kutuplaşmayı getiriyor. Sosyal medya döneminde ciddi bir kutuplaşma üzerine konuşuyoruz. Ve aslında bu kutuplaşma sadece fikri ve ideolojik temelli toplumsal düzeyde yaşanan bir kutuplaşma değil. Hayatın mikro alanlarında da mikro ölçeklerde de artık kutuplaşmayı görüyoruz,” dedi.
Sosyal medyanın etkisi ile “anında haz beklentisi” içine girildiğine dikkat çeken Sobacı, “Örneğin ben bu konuşmada sizi 5 dakika içerisinde yakalayamazsam çok sıkıcı bir adam oluyorum. Bir video sosyal medyada sizi 3-5 saniye içerisinde yakalayamazsa sıkıcı bir video olarak nitelendiriliyor. Bir fikri bir cümleyle ifade edemiyorsanız uzun olarak değerlendiriyorsunuz. Bir şeyi tükettikten hemen sonra arkasından yeni bir şeyi bekliyorsunuz. Ama insan kalmak meselesi bağlamında, insana dair sorular bağlamında, derinlikli sorular bağlamında bu sorulara veya sorunlara bu kadar kısa sürede, saniyelik içerisinde cevap verebilmek mümkün değil. Ben kimim? Nereye aitim? Niye yaşıyorum? Kime hizmet ediyorum? Neye hizmet ediyorum? Bu sorulara iki üç saniye içerisinde cevap verebilmek mümkün değil. Sonsuz kaydırma döngüsü içerisinde yeniden ekranı kaydırdığınızda bu soruya cevap veremiyorsunuz. Toplumda birçok kişi Instagramlanabilir hayatlar yaşıyor,” şeklinde konuştu.
Bu çağda insan kalma meselesine dikkat çeken Sobacı, bunun yönteminin insanı değerlere sarılmakla ve adil olmakla alakalı olduğunu belirterek “Burada adalet derken sadece mahkeme salonlarında yargı mercileri tarafından dağıtılan bir şeyi kastetmiyorum. Bizatihi adaleti kendi yaşamımıza aktarmayı, içselleştirmeyi, kendi hayatımızın, ilişkilerimizin hakkaniyetle yürütülmesini kastediyorum. Haklı olana hakkının teslim edilmesinden, birey anlamında da, bireysel anlamda da haklıya hakkının teslim edilmesinden bahsediyorum. Merhametten sadece empati yapmayı kastetmiyorum. Yani tabiri caizse eylemsiz bir merhametten bahsetmiyorum. Karşıdaki insanın acısını hissedip kenara çekilmekten bahsetmiyorum. Tam tersine o acının ortadan kaldırılması, bertaraf edilmesi için harekete geçmekten fedakârlık yapmaktan, omuz vermekten bahsediyorum,” şeklinde konuştu.

İnsanlığın ortak geleceğine dair ümitsizliğe kapılmamak gerektiğini ifade eden TRT Genel Müdürü Sobacı, konuşmasını “Hala dünyanın farklı yerlerinde Gazze'de İsrail'in gerçekleştirdiği soykırıma karşı sokağa düşen bir toplumsal kesim var. Savaşlar bitsin isteyen bir kesim var, iklim değişikliği, yenilenebilir enerji, sıfır atık üzerine hassasiyetle yaklaşan bir kesim var. Ve farklı ülkelerdeki bu kesimlerin büyük bir çoğunluğu da aslında gençler. Aslında o gençler adaleti savunan, merhameti çoğaltan ve hakikati kovalayan, hakikatin peşinde koşan gençler. Ve aslında her yıl biz o gençlerin bir kısmını NEXT çatısı altında tam da bu değerler bağlamında bu perspektifle insanlığın ortak meselelerini konuşmaya, tartışmaya ve birlikte çözüm üretmeye davet ediyoruz ve bir araya getiriyoruz,” ifadeleri ile sonlandırdı ve tüm katılımcılara teşekkürlerini iletti.
NEXT TRT 2026’da Paneller ve atölyeler yoğun ilgi gördü
20 ülkeden alanında uzman 28 konuşmacının katılımıyla gerçekleşen etkinlikte, Teknoloji, Liderlik, Spor, Medya, Toplum, İş Dünyası, Dünya, Kültür ve Sanat ve Sağlık başlıklarında paneller düzenlendi. Konuşmacılar arasında, İsviçreli bir çellist olan ve klasik müziği küresel bir dinleyici kitlesi için yeniden tanımlayan Jodok Vuille, Cezayirli bir yönetmen olan Khoubaib Kouas, Microsoft’un soykırım ve apartheida güç sağlayan rolünü protesto eden eski bir Microsoft çalışanı olan Ibtihal Aboussad, Olimpiyat madalyası sahibi Rıza Kayaalp, gazeteci ve insan hakları savunucusu olan Yara Eid gibi uluslararası alanda tanınmış isimler yer aldı.
.jpg)
Ana sahnede gerçekleşen panellerin yanı sıra, fuaye alanında Gençlik İçerik Geliştirme Merkezi”, “Finansal Okuryazar Nesil”, “Kelimelerden Koda: Yapay Zekâ ile Kod Yazmada Ustalaşma” ve “Arama Motoru Optimizasyonu” atölyeleri düzenlendi. Binlerce gencin katılım gösterdiği etkinlikte, katılımcılar hem birbirleriyle hem de ulusal ve uluslararası pek çok kurumla iş birliği kurma fırsatı yakaladı.