Sanayi Devrimi sonrasında Türkiye’de ve tüm dünyada ticaretin gelişmesiyle tabelacılık mesleği ortaya çıkıyor. Böylece ressamların ellerinden çıkan, her biri eşsiz tabelalar yaygınlaşmaya başlıyor.
Ali Saraç da Karadeniz’in ilk tabela ressamı. 1926’da Trabzon’da doğdu. Ordu’daki ortaokul öğretmeninin, Saraç’taki resim ve yazı becerisini fark etmesiyle sanata yönelmeye daha o yıllarda karar veriyor. Kırık saplı bir fırçayla ilk olarak askeri birliklerin kolluklarını ve küçük tabelalar yaparak başlıyor mesleğe.
Yeniliklere karşı duyduğu merak onu ilk olarak, 1940’ların sonlarında İstanbul’a gidip Karaköy’deki Ermeni ustalardan altın varak ve lastik damga tekniğini öğrenmeye sürüklüyor.
Trabzon’a döndükten sonra da ilk dükkanını açan Saraç, tabela ressamı olarak çalışmaya başladı.
1950’lerde Ordu’nun Ünye ilçesinde kurulan kara lastikten ayakkabı üreten Ürer adındaki bir fabrika, Karadeniz’den doğuya ve zamanla tüm Türkiye’ye yayılıyor. Hal böyle olunca bu ayakkabıların satışını yapacak dükkanlar da tabelaya ihtiyaç duyuyor.
Ali Saraç’ın elinden çıkan tabelaların tüm Türkiye’de yayılmasına önayak oluyor bu fabrika. Böylelikle kızının fotoğrafından ilham alarak çizdiği lastik ayakkabı satan dükkanların tabelalarını tüm Türkiye’ye ulaştırmış oluyor…
Mesleğinde daha da uzmanlaşmayı kafasına koyan Ali Saraç, 1963 yılında Almanya’ya gidip, orada ışıklı reklam ve serigrafi (ipek baskı) baskı tekniği gibi mesleğine dair detayları da öğreniyor. Almanya’da kaldığı süre zarfında da çalışmayı sürdüren Saraç, oradaki tren vagonlarına, araba fabrikalarına da tabelalar hazırlıyor.
Ali Saraç Almanya’dayken lastik damga tekniğini daha da geliştirip, 1974 senesinde döndüğü Türkiye’de, o yıllarda kimsenin yapamadığı teknikleri uyguluyor.
Tabelacılık, teknolojiye yenik düşen mesleklerden biri. Haliyle bu mesleği yapanlar da tabelalarla birlikte günümüzde unutuldular.
O dönemlerde yazıyı hem çizen, hem fırça ile yazan hem de resim yapabilen tabela ressamları çok değerliydi.
Tabelaların özenle hazırlanması gerekirdi. Çünkü ortaya çıkan görselin hoş görünmesine önem verilirdi. Yani insanların her şeyin özenlisini ve güzelini arayıp bir de kolay tatmin olmadığı bir dönemdi bu.
Ali Saraç da tabelalarını teslim ettikten sonra dükkan sahibinin tabelayı astığı günün akşamında eşiyle dükkanın önüne gider ve fotoğraflarını çekerdi. Boyadığı her tabelaya elinden geldiğince anlam ve estetik kazandırmayı da hiç eksik etmezdi.
Bir gün, komşusunun evinde çıkan bir yangında evin kızı Kader yanarak can verir. Kader’in babası da günlerce “Kader’imin kalbi yandı!” diye ağıt yakar… Bunun üzerine Ali Saraç, Kader için özel bir mezar taşı tasarlar. Bir kalp, içinde Kader yazan…
Ali Saraç’ın evlenirken yağlı boyayla işlediği bohça… O zamanların adetlerindendi.
Samimi bir arkadaşı, sahibi olduğu otobüs firması için Saraç’tan bir logo tasarlamasını istiyor. Bu firma tarafından yıllarca kullanılıyor Saraç tarafından tasarlanan logo. Daha sonraları diğer otobüs firmaları da kendi logolarını tasarlaması için Ali Saraç’ın kapısını çalar…
Yükleniyor lütfen bekleyiniz