TRT Haber

19
Nisan 2019
Cuma
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kahramanmaraş
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kilis
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Şanlıurfa
  • Şırnak
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak
Ankara  6ºC
Az Bulutlu

Issızlığın ortasındaki bir avuç Türk: Duhalar

Dukha Türkleri, dünyada nüfusun en seyrek olduğu yerlerden birinde geyik sürüleriyle izole bir hayat sürdürüyor.

25.03.2019

Moğolistan`ın en kuzeyinde, Güney Sibirya`da ıssızlığın ortasında bir avuç Türk.
Türkiye`nin iki katı büyüklüğündeki Moğolistan`da sayıları sadece 800 kadar.
Uçaklar, arazi araçları, atlar ya da yürüyerek dünyanın en ücra bölgelerinden birinde yaşayan Dukha (Duha) Türklerine zorlu bir yolculuktan sonra ulaşılıyor.
Kışın hava sıcaklığının eksi 50 dereceye kadar düştüğü topraklarda bir avuç kalan Duha Türklerine ulaşmak için karla kaplı ormanlardan, çorak steplerden ve buz tutmuş göllerden geçmek gerekiyor.
Duhalar, Moğolistan’ın en soğuk ve en dağlık bölgesi olan kuzeyde, Rusya sınırına yakın "tayga" adı verilen ormanlık alanda yaşıyor.
"Zorlu yaşam şartları ve yolculukların" kendileri için olağan yaşam şartı olduğu Duhalar, Moğolistan`da Kazak, Tuva ve Hoton boylarıyla birlikte Türk dilini ve kültürünü devam ettiren boylardan.
Ren geyiği sürüleri besledikleri için Moğolların "Tsaatan" yani geyik çobanı dediği Türk kolu Duhaların sayısının Moğolistan`da sadece 800 kadar kaldığı tahmin ediliyor.
Duhaları görebilmek için Türkiye`ye 8 bin kilometre uzaktaki taygaya ulaşmak, bunun için de Asya’nın büyük göllerinden Hövsgöl’ün kuzeyindeki Tsaganur ilçesinin kuzeyine gitmek gerek.
Yol boyunca at, koyun, keçi, yak sürüleri
Güney Sibirya sınırlarına yapılacak zorlu yolculuk için önce başkent Ulanbator’dan 35 bin nüfuslu Mörön’e uçakla, oradan kara yoluyla Tsaganur’e doğru yola çıkılıyor. Mörön’den çıkınca yolun sadece ilk 1 saatlik kısmı asfalt. Yol boyunca at, koyun, keçi, yak sürülerine rastlanıyor. Asfalt yol bittikten sonra mevsim kışsa heyecanlı ve kimileri için korkutucu, güneyinden kuzeyine 160 kilometre uzunluğundaki Hövsgöl kısmı başlıyor.
Buz tutmuş gölde yolculuk
Hava sıcaklığı kış aylarında genellikle eksi 20 ile eksi 40 derece arasında seyrettiği için göl buz tutuyor. Araçlar bu sayede yaklaşık 1 metre kalınlığındaki buz tabakasının üzerinde gidebiliyor. Bu yolculuk da 2 saat sürüyor. Göl üzerinde gidilmesiyle Tsaganur yolu birkaç saat kısalıyor. Yazın ise gölün batısından yine orman ve düzlüklerden geçerek Tsaganur`a gidiliyor.
Buz üzerinde gitmek hem heyecan verici hem ürkütücü.
Bu konuda tecrübeli sürücülerin araç kullanması ve buzun kırılarak araçların suya gömülmesi ihtimaline karşı emniyet kemerinin takılmaması tavsiye ediliyor. Buranın yerlileri her sene birkaç aracın yer yer 160 metre derinliğe varan göle gömüldüğünü söylüyor. Yine de göl üzerinde lastik izlerinin oluşturduğu yollarda ilerleyen az sayıda araca rastlamak mümkün.
Buz üzerindeki çatlaklar hayranlık verici güzellikte.
Güneş ışıklarının vurmasıyla büyüleyici görüntüler ortaya çıkıyor. Donmuş gölde buza sıkışmış gemiler bu coğrafyaya aşina olmayanları şaşırtıyor. Bu gemiler yaz aylarında Hövsgöl üzerinde Rusya sınırına kadar taşımacılıkta kullanılıyor. Kışın ise etraflarını saran buzun mahkumu olarak havanın ısınmasını bekliyor.
Gölde ilerlerken burada yaşayan Moğolların buzu kırarak donmuş tabakanın altından içme ve kullanma suyu çıkardığı göze çarpıyor.
Burada yaşayanlar, Hövsgöl’ün, hemen kuzeyindeki Baykal Gölü’nden sonra en berrak ve temiz suya sahip olduğunu söylüyor.
Zorlu bir yolculuk başlıyor
Göl üzerindeki yolculuk bittikten sonra en zor kısım başlıyor. Ormanın içinde, bazen yine buz tutmuş bir nehir yatağında, kimi zaman da düzlüklerde saatler süren bir yolculuk yapmak gerekiyor. Mörön`den kuzeye doğru ilerlerken yol kenarlarında Budist inancına göre gökyüzünü temsil eden mavi çaputlar bağlanmış piramit şeklindeki dallardan yapılmış sunak benzeri yapılar göze çarpıyor. Kimi Moğollar bu yapıları görünce yol kenarında durup inançlarına göre ibadet ediyor.
Taygaya ulaşım çok zor
Adını gölden alan Hövsgöl vilayetinin Tsaganur ilçesi bu zorlu yolun sonunda. 2 bin nüfuslu ilçe, Ak Göl`ün kenarında kurulmuş. Kışın yine bu göl de buz tutuyor. İlçeye doğudan yaklaşınca araçla göl üzerinden geçmek gerekiyor.
Tsaganur`da nüfusun çoğunluğunu Moğollar oluşturuyor. 263 aileden oluşan 700 kadar Duha Türkü`nün bir kısmı da bu ilçede yaşıyor.
Duha Türklerinin kalan kısmının yurt edindiği taygalar ise Tsaganur`a kışın arazi araçlarıyla gidilirse 1 saat uzaklıkta. Taygaya kışın gitmek daha kolay çünkü yol üzerindeki bataklık alan buz tutmuş oluyor ve araçların geçmesine imkan tanıyor. Yazın ise çamur nedeniyle yürümek ya da at kullanmak gerekiyor.
Ulaşmanın daha uzun sürdüğü uzaktaki bir başka taygada da Duha Türkleri bulunuyor.
Her iki taygada toplam 60 hane var. Tsaganur`a nispeten yakın olan taygada 10 aile yaşıyor. Ailelerin gençlerinin büyük bölümü okumak ya da çalışmak için ilçeye ya da şehirlere gitmiş.
Taygaya yaklaşanları, köpeklerin sesiyle tek göz kütük evlerinin kapısına çıkan Duha Türkleri kışın çok az gördükleri yabancıları evlerine misafir ediyor.
Eskiden yün kumaşlar ve hayvan postlarıyla muhkemleştirdikleri çadırlarda yaşayan Duhalar, artık kütükten yapılmış evlere geçmiş. Yazları yine çadırlara geçiyorlar. Kış soğuğundan korunmak için yeterli olmayan kütük evlerin içi izolasyon amacıyla çadır bezi, muşamba, halı gibi malzemelerle kaplı. Tek göz evin ortasındaki soba tek ısı kaynakları. Yemek yapmak için kullandıkları sobada buharda pişirdikleri mantılar misafirlerine sundukları başlıca ikramlardan. Geyik sütünden yapılmış çay ve peynir gibi ürünler de Duhaların temel gıdaları arasında.
Geyikler onların her şeyi
Duha Türkleri için geyik, hayat demek. Ren geyiği sürüleri besleyen Duha Türkleri, bu hayvanlar sayesinde hayatta kaldıklarını düşünüyor. Geyiklerin eti, sütü, postu, yünü, boynuzu, kısacası her zerresi Duhaların temel gıda ve geçim kaynağı. Bundan elde ettikleri hayatlarını idame etmek için kullanıyorlar.
Ren geyikleri Duhalar için aynı zamanda taşımacılıkta da kullanılan binek hayvanı.
Yük taşımada kullandıkları geyikleri at gibi sürüyorlar ama bu sadece çok soğuk kış mevsiminde mümkün çünkü geyikler havalar ısındıkça dayanıklılığını kaybediyor. Duhalar da bu nedenle geyik sürülerini baharla birlikte daha yüksek yerlere götürüyor. Isınan havada binek hayvanı olarak da geyik yerine at kullanıyorlar.
Duha Türkleri, ren geyiklerinin sayısını artırmaya çalışıyor.
Şu anda ilk taygada 600, daha uzaktaki ikinci taygada bin kadar geyikleri var. Bu yaz geyiklerin yavrulamasıyla bu sayının 2 bine ulaşması hedefleniyor.
Duha dili ve kültürü tehlikede
Dünyanın her yerine hızla yayılan teknoloji Duha Türklerinin yaşadığı ıssız taygalara da ulaşmış. Yakın zamana kadar teknolojiden uzak, dış dünyaya nispeten kapalı hayat süren Duhaların artık elektrik üretmek için güneş panelleri, uydu antenleri ve televizyonları, telefonları, bazı ailelerin arazi araçları var.
Duhaların çocukları da yakındaki ilçede bulunan yatılı ilkokul ve ortaokulda eğitim alıyor.
Lise için ise daha büyük şehirlere gitmek zorundalar ancak derslerin Moğolca olması kendi dillerini öğrenememelerine ya da unutmalarına neden oluyor.
Hem dış kültürlere açık olmaları hem de çocukların okumak için taygalardan ayrılmaları, Duha kültürünün ve geleneksel yaşam tarzlarının özellikle genç nesillerde değişmesi veya yok olmaya başlamasını beraberinde getiriyor. Duha toplumundaki yaşlılar Moğolcanın yanında kendi dillerini konuşabilirken gençlerin bir kısmı Duha dilini bilmiyor.
Duha Türklerinin konuştuğu Türkçe ise Türkiye`de veya Orta Asya coğrafyasında konuşulan Türkçe ile benzerlikler gösteriyor. Duhalar Türkiye`den giden biri ile anlaşmakta zorluk çekse bile birçok ortak kelime sayesinde bir iletişim yolu bulunabilir.
Ortak kelimelere örnek olarak ise "baş, el, kol, but, göz, kulak" gibi uzuvların isimleri, sayıların neredeyse tamamı, gece ve gündüz gibi doğa olayları, "biz, bizder (bizler), men, sen, o" gibi zamirler ile "var, yok, et, süt" gibi daha birçok sözcük sayılabilir.
Yaz aylarında Tsaganur civarına gelen turist sayısında artış görülüyor. Bölgede yaşayanlara geçen yıl buraya 2 binden fazla turistin geldiğini aktarıyor.
Turistler, Duhaların kültürünü görmek ve el değmemiş doğada zaman geçirmek için taygalara giderek çadırlarını kiralıyor ve geyiklerine biniyor.
Duhalar da turistlere geyik boynuzundan, derisinden ve kıymetli taşlardan yaptıkları hediyelik eşyaları satarak gelir elde ediyor.
Şamanizm inancı
Duha Türkleri Şamanizme inanıyor. Taygada yaşayanlar, güneşin, ayın veya önemli doğa olaylarının durumuna göre ya da ciddi hastalıklar gibi zorluklar halinde ayinler düzenliyor. Bu ayinlerde ruhlarla temasa geçerek zorluklardan kurtulmak için kötü ruhları kendi yöntemleriyle kovduklarına inanıyorlar.
Taygadaki Duha topluluğunun içinde iki şaman bulunuyor.
Biri topluluğun önde gelenlerinden Gambat Sandık. Gambat, sağlık sorunu ve kişisel sıkıntıları olan kişilerin kendisine çözüm bulmak için geldiğini anlatıyor. Bu sıkıntıları ortadan kaldırmak için ayinler yaptığını aktaran Gambat, kötü ruhları kovduktan sonra kişilerin sıkıntılarından kurtulduğunu savunuyor.
Tayganın diğer şamanı sağlık sorunlarını çözdüğü söylenen yaşlı bir kadın olan Tsinçiçik. Adının anlamı "iyi ve güzel çiçek" olan Tsinçiçik de doğuştan şaman olduğuna inanıyor. Tsinçiçik, anne ve baba tarafında da şamanlar bulunduğunu söylüyor.
Duha Türkleri kim?
Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsünden Doç. Dr. Bülent Gül ile Ankara Üniversitesinden Ankhbayar Danuu`nun 2012`de yayınladıkları araştırmaya göre, Moğolistan`da kadim Türk kültürünü devam ettiren Duhaların kökeniyle ilgili Çin kaynaklarında geçen "tu-po", yani "dubo" adına dikkat çekildiği, dolayısıyla da Tuva Türkleriyle ilişkilendirildikleri görülüyor.
Bazı Türk araştırmacılar da Dede Korkut Hikayelerinde geçen "Duha Koca Oğlu Deli Dumrul" adındaki Duha adı ile bu kadim kavim arasında bir ilişki olabileceğini belirtiyor.
1921`den önce Duhalar, Moğolistan İmparatorluğu hakimiyetinde Tanno Uryanhai hududu içinde dağlarda yaşayan "Soyonlar" olarak resmi kayıtlarda geçiyordu. Tanno Uryanhai hududu, 1917 yılında kurulan Sovyet Cumhuriyeti dış politikası sonucu 1921`de Moğolistan İmparatorluğu’ndan koptu. Aynı yıl Tuva Cumhuriyeti`nin bağımsızlığını ilan etmesiyle Sovyetler Birliği ve Moğolistan Halk Cumhuriyeti arasındaki sınır çizgisi, bir tartışma konusu oldu ve 1952 senesine kadar devam etti.
Sınır çizgisi hakkında taraflar anlaşmaya varınca sınır bölgesinde yaşayan 53 ailenin vatandaşlık sorunu gündeme geldi ancak 1955`te bu 53 aileden oluşan Duhalar, kendi iradeleri ile Moğolistan vatandaşlığına müracaat etti.
Moğolistan sosyalist yönetim sırasında Duha Türklerini yerleşik hayata teşvik etti ancak 1980`lerin ortalarından itibaren Duhaların geleneksel yaşam tarzı, örf ve adetlerini korumak amacıyla eski karardan vazgeçildi. Duhalara ücretsiz kışlık kıyafetler, yaşlılara gıda yardımı, geyik çobanının maaşının diğer hayvancılık sektöründen fazla tutulması ve her aileye maaş bağlanması gibi sosyal yardımlar başladı ancak sosyalist rejimin çökmesi ve ekonomik sıkıntılarla Duhalar ihmal edildi.
2000`lerin başından itibaren ekonomik büyüme ve Moğolistan`da turizmin gelişmesiyle Duha Türkleri için yeni imkanlar ortaya çıktı fakat bu imkanlar Duhaların yaşam biçimini değiştiriyor ve kültürlerinin zamanla yok olma ihtimali yükseliyor.
Odanın ortasındaki tek ısı kaynağı sobayı yemek yapmak için de kullanıyorlar. Buharda pişirdikleri mantı, misafirlerine sundukları başlıca ikramlardan.
Duha Türkleri, kış aylarında yiyeceklerini evlerinin yakınında yerden yüksekte kurdukları "doğal buzdolabında" saklıyor.